Soğuk Algınlığı ile Rhinovirüsler Arasındaki İlişki

Yaklaşık 3500 yıl kadar önce, bir Mısırlı bilim insanı oturdu ve bilinen en eski tıbbi metni yazdı. Onun bu “Ebers Tıp Papirüsü” adı verilen metinde açıkladığı hastalıklardan biri resh hastalığıydı. Bu garip çağrışımlı adına rağmen, resh, öksürük ve burun akıntısı gibi bulgularıyla bize oldukça tanıdık gelen bir hastalıktır. Resh, bildiğimiz soğuk algınlığıdır. Bazı virüsler, insanlık için oldukça yenidir. Diğerleri pek bilinmez ve egzotiktir. Fakat, astım nöbetleri kadar soğuk algınlığının da ana nedeni olan insan rhinovirüsü eski bir kozmopolit refakatçidir. Ortalama bir insanın bütün yaşamının bir yılını, soğuk algınlığından muzdarip bir şekilde yatakta geçirdiği tahmin edilmektedir. Diğer bir deyişle, insan bedenine yerleşmiş bir rhinovirüs, bütün virüsler arasında en etkili olanlardan biridir.
Eski Yunan uygarlığında yaşamış bir hekim olan Hippocrates, soğuk algınlığına, vücut sıvılarındaki dengesizliğin sebep olduğuna inanıyordu. Bundan iki bin yıl sonra, 1920’lerde, fızyolojist Leonard Hill, soğuk algınlığına, sabahları sıcak ortamdan çıkıp soğuk havada yürümenin sebep olduğunu öne sürdü. Soğuk algınlığının gerçek sebebine yönelik ilk ipucu, Alman mikrobiyolog Walter Kruse’ın asistanının burnunu sümkürüp, sümüğünü tuzlu bir çözeltiyle karıştırdığında geldi. Kruse ve asistanı bir fıltre yardımıyla bu sıvıyı süzdüler ve sonra da, iş arkadaşlarından on ikisinin burnuna birkaç damla damlattılar. Bu insanlardan dördü, soğuk algınlığına yakalandılar. Kruse daha sonra, aynı denemeyi 36 öğrencisi üzerinde uyguladı. Öğrencilerden on beşi hastalandı. Kruse, onların sonuçlarını o sıvıdan damlatmadığı otuz beş kişiyle karşılaştırdı. Sıvının damlatılmadığı yalnızca bir kişi soğuk algınlığına yakalandı. Kruse’un bu çalışması, soğuk algınlığından bazı küçük patojenlerin sorumlu tutulabileceğini ortaya çıkardı. İlk başlarda, çoğu uzman bunun bir tür bakteri olduğuna inanırken, daha sonra 1 927 yılında Alphonse Dochez adında bir uzman bunun tersini ortaya koydu. Dochez, 30 yıl önce Beijerink’in tütün bitkisinin özünü süzdüğü şekilde, soğuk algınlığı çeken hastalardan aldığı sümük örneklerini süzdü ve bakteriden arınmış bu sıvının insanları hasta edebildiğini gördü. Sadece bir virüs Dochez’in fıltresinden süzülüp geçebildi. Bu fıltreden geçebilen virüsün tam olarak hangisi olduğunu bulmak bilim insanlarının yaklaşık bir 30 yılını daha aldı. İnsan rhinovirüsü (rhino burun anlamına gelir) olarak bilinen virüsler, bizim yirmi binlik gen yapımızia karşılaştırıldığında, her birinde yalnızca on gen barındıran şekilleriyle oldukça basit yapılanmalar olarak görünmektedir. Bu genetik yapılanmada, rhinovirüslerin vücudumuzu ele geçirmesine, bağışıklık sistemimizi darmaduman etmesine ve soğuk algınlığına yakalanmamıza yetmektedir.
Bu insan rhinovirüsleri, burnun akmasını sağlayarak dağılırlar. Hasta insanlar, burunlarını silerek virüsü ellerine bulaştırmış olurlar ve bu şekilde virüsü, kapı kolu gibi dokundukları her yüzeye geçirirler. Daha sonra virüs, bu yüzeylere dokunan insanların, genellikle de burunları yoluyla, vücutlarına geçer.
Rhinovirüsler; burun, boğaz ve ciğerlere uzanan hat üzerinde bulunan hücreleri ele geçirirler. Virüsler, kendilerinin geçmesini sağlayacak kapağı açması için hücreleri harekete geçirirler. Bu olaydan sonraki birkaç saat içerisinde, bir rhinovirüs, oluşacak yeni virüsleri barındırmak için, kendi genetik malzemelerini ve protein kabuklarını kopyalamak üzere ev sahibi hücrelerini kullanacaktır. Daha sonra virüsleri içerisinde tutan bu hücreler parçalanacak ve yeni oluşmuş virüsler dışarı çıkacaktır. Rhinovirüsler önce nispeten az sayıdaki hücreye, onlara çok fazla zarar vermeden hastalığı bulaştırır. Peki, neden böyle kötü bir deneyime neden olurlar? Burada suçlanacak tek unsur bizler, yani insanlardır. Hastalıklı hücreler, sitakin adındaki özel sinyal moleküllerini salıverirler ve bu moleküller yakınlarındaki bağışıklık hücrelerini de etkilerler. Bu bağışıklık hücreleri de daha sonra kendimizi kötü hissetmemize neden olurlar.
Hücreler, boğazda batma hissi yaratan iltihaplanmaya ve hastalık bölgesinde fazla miktarda salgı üretimine yol açarlar. Bir soğuk algınlığından kurtulmak için, bağışıklık sisteminin virüsü tamamen yok etmesini değil aynı zamanda bağışıklık sisteminin durulmasını da beklemek zorunda kalırız.
Ebers Tıp Papirüs’ünün Mısırlı yazarı, soğuk algınlığının tedavisi olarak, bal ve şifalı ot karışımından oluşan buharı buruna çekmeyi önermiştir. On yedinci yüzyıl İngiltere’sinde, kızarmış inek gübresi ve kuyruk yağı ile yumurta ve barut karışımından oluşan tedaviler de vardı. Sıcaklık değişiminin soğuk algınlığına sebep olduğuna inanan fızyolog Leonard Hill, çocukların güne soğuk duş alarak başlamasını tavsiye etti. Bugün doktorların soğuk algınlığına yakalanmış hastalara tavsiye edecek fazla bir şeyleri yok. Aşı yok. Virüsü her zaman öldürme becerisi gösteren bir ilaç da yok. Bazı çalışmalar çinko alımının, insan rhinovirüsünün gelişimini yavaşlatabildiğini göstermiştir ama sonraki çalışmalar, önceki çalışma sonuçlarını tekrarlamada başarısızlığa uğramıştır.
Aslında, soğuk algınlığına yönelik bazı tedaviler, hastalığın kendisinden daha kötü bile olabilir. Çalışmaların, daha hızlı iyileştirmediğini göstermesine rağmen, ebeveynler, soğuk algınlığı için çocuklarına sık sık öksürük şurubu verirler. Fakat öksürük şurubu aynı zamanda, çarpıntı, hızlı kalp atışı ve hatta ölüm gibi, bol çeşitlilikte nadir görülen ancak ciddi yan etkiler ortaya çıkarır. 2008’de, Gıda ve İlaç İdaresi, 2 yaş altı çocukların -soğuk algınlığına en çok yakalanan grup- öksürük şurubu almaması gerektiği konusunda uyardı. Soğuk algınlığı için bir diğer popüler tedavi, sadece bakteriler üzerinde işe yaraması ve virüslere karşı faydasız olması gerçeğine rağmen, antibiyotiklerdir. Doktorlar bazı vakalarda, antibiyotik verirler çünkü bir hastanın soğuk algınlığına mı yoksa bakteriyel bir enfeksiyona mı yakalandığından emin değillerdir. Diğer vakalarda da, endişe içerisindeki ailelerden gelen bir şey yapma baskısına cevap veriyor olabilirler. Fakat gereksiz antibiyotik kullanımı hepimiz için bir tehlikedir, çünkü antibiyotikler, çevrede ve vücudumuzdaki ilaca karşı giderek direnç gösteren bakterinin evrimini hızlandırırlar. Aileleri eğitmede başarısızlığa düşen doktorlar, aslında insanların diğer hastalıklara yakalanma riskini arttırlar.
Soğuk algınlığının tedavi edilememesinin bir sebebi de, rhinovirüsi hafife alıyor olmamız olabilir. Rhinovirüs birçok formda var olur ve bilim insanları, onun genetik çeşitliliğinin doğru tahminini elde etmeye yeni başlıyorlar. 20′ nci yüzyılın sonunda, bilim insanları HRV-A ve HRV-B olarak bilinen iki soya ait düzinelerce virüs suşları bulmuşlardı. 2006’da, Ian Lipkin ve Kolombiya Üniversitesi’nden Thomas Briese, grip virüsü taşımayan New Yorklu insanlardaki grip benzeri hastalıkların sebebi için araştırma yapıyorlardı. Çalışmaya katılanların üçte birinin, ne HRV-B ne de HRV-A ile yakından ilişkisi olmayan bir insan rhinovirüs türü taşıdığını buldular.
HRV-C’nin genlerinde çok az olan çeşitlilik, bir bölgeden diğerine, virüsün türümüz üzerinde yayılarak hiç zaman kaybetmediğini gösterir. Aslında, bütün HRV-C’lerin ortak atası yalnızca birkaç yüzyıl yaşında olabilir.
Bilim insanları ne kadar çok rhinovirüs suşu keşfederlerse onların evrimini de o kadar iyi anlarlar. Bütün insan rhinovirüsleri, virüsler dünya çevresinde yayılırlarken, çok az değişmiş genlerin bir çekirdeğini paylaşırlar. Rhinovirüsün birkaç parçası aynı anda çok hızlı bir şekilde değişim geçirir. Bu parçalar, virüsün bağışıklık sistemimiz tarafından yok edilmesini önlemeye yardım etmek için ortaya çıkarlar. Vücudumuz, insan rhinovirüsünün bir suşunu engelieyebilen antikorlar inşa ederken, diğer virüs türleri bize yine hastalık bulaştırabilirler; çünkü vücudumuzun ürettiği antikorlar, onların yüzey proteinlerine uymaz. Tipik bir şekilde, Her yıl, birkaç tane farklı insan rhinovirüs suşları tarafından (bu hipotezle tutarlı olarak) insanlara, hastalık bulaştırıldığı bir gerçektir. İnsan rhinovirüsünün bu çeşitliliği onları vurulması çok zor bir hedef haline getirir. Bir virüs suşunun yüzeyindeki bir proteine zarar veren bir ilaç ya da aşı, bu proteinin farklı yapıdaki bir türüne sahip diğer virüslere karşı işe yaramaz . İnsan rhinovirüsünün bir başka suşu bu çeşit tedavilere küçücük bir direnç bile gösterse, doğal seleksiyon, daha güçlü direnç gösteren yeni mutasyonların yayılmasını teşvik edebilir.
Bazı bilim insanları, soğuk algınlığı için bir tedavi geliştirebilecekleri konusuna Rhinovirüslerin çeşitliliğine rağmen iyimser yaklaşmakta. Bütün insan rhinovirüs suşlarının, genlerin müşterek bir çekirdeğini paylaştığı gerçeği, bize, çekirdeğin mutasyonlara karşı koyamadığını gösterir. Diğer bir deyişle, çekirdekteki mutasyona uğramış virüsler ölür. Fakat bunu yapmalılar mı? İnsan rhinovirüsü, sadece soğuk algınlığına sebep olarak değil aynı zamanda daha zararlı patojenlere yol açarak da halk sağlığı üzerinde bir yük yaratırlar.
Ancak insan rhinovirüsünün kendisi nispeten zararsızdır. Çoğu soğuk algınlığı bir haftada biter ve rhinovirüs taşıyan insanların % 40’ı, hastalık bulgularından dolayı pek de problem yaşamaz. Aslında insan rhinovirüslerinin taşıyıcı kişilere bazı iyilikleri bile dokunabilir. Bilim insanları, nispeten daha az zararlı virüs ve bakterilerle hastalanmış çocukların, yaşlandıklarında, kron hastalığı ve alerji gibi bağışıklık bozukluklarından korunabildiklerini gösteren bir hayli kanıt topladılar. İnsan rhinovirüsleri, minik tetikleyicilere aşırı reaksiyon vermektense, bunun yerine saldırılarını gerçek tehditlere çevirme konusunda bağışıklık sistemimizi eğitmede yardım edebilirler. Belki de soğuk algınlığını eski düşmanlar olarak değil ama yaşlı ve bilge öğretmenler olarak düşünmeliyiz.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :