Yassı Solucanlar

Yassı Solucanlar, isimlerinde de anlaşılacağı gibi, dorsovental (sırt-karın yönünde) yassılaşmış ince, uzun vücuda sahip hayvanlardır. Sindirim boşlukları (her zaman mevcut olmayabilir) sölenterlerinkine benzerlik gösterir. Sindirim boşluğu, hem ağız hem de anüs olarak işlev gören tek bir deliğe sahiptir. Bununla birlikte, sindirim boşluğuna uzanan kaslı bir farinks vardır; özellikle serbest yaşayan türlerde bu boşluğun kendisi de çoğunlukla, çok fazla dallanmıştır. Sölenterlerde olduğu gibi, hücre dışı sindirim sınırlıdır. Besin partiküllerinin çoğu fagositoz yapılarak, sindirim kanalı boşluğunun duvarında yer alan hücreler tarafından hücre içerisinde sindirilir. Solunum ve dolaşım sistemleri yoktur. Çünkü bu hayvanlar, yaşamak için gereksinim duydukları 02 ve CO2 alışverişini, doğrudan su ile gerçekleştirecek kadar ince vücuda sahiptirler. Bununla birlikte, alev hücrelerinden oluşan boşaltım sisteminin varlığı, bu türlerin oldukça iri olup, zehirli azotlu atıkların vücut yüzeyinden yeterince doğrudan dışarıya atılması için yüzey/hacim oranının çok küçük olduğuna işaret etmektedir. Aynı zamanda çok iyi gelişmiş üreme organları vardır (genellikle her bir bireyde hem erkek hem de dişi organ var).

Hem boşaltım sistemi hem de üreme organları, yassısolucanların, ışınsal simetri gösteren hayvan şubelerinde görülen doku düzeyindeki yapı planından daha ileri bir seviye olan organ düzeyinde yapı planına sahip olduklarına işaret etmektedir. Mezodermin daha iyi gelişmiş olması, iş bölümünün artmasına yol açarak bu ilerlemeyi olası kılan, büyük bir olasılıkla temel faktör olmuştur. Mezodermal kaslar çok iyi gelismiştir. Vücut boyunca uzanan birkaç uzunlamasına sinir şeridi ve baş içerisinde yer alan küçük bir “beyin gangliyonu”, merkezi sinir sistemini oluşturur.

Bu şube, Turbellaria, Trernatoda ve Cestoda olmak üzere üç sınıfa ayrılır. Son ikisi, tamamı ile parazitik olarak yaşar.

Turbellaria

Tatlısu planaryaları olarak bilinen bu sınıfın üyeleri, en fazla tanınan örnekler arasında olup mikroskobik büyüklükten, uzunlukları birkaç santimetreye kadar çıkabilen serbest yaşayan yassısolucanları kapsar. Vücut, genellikle silli olan bir epidermis tabakasıyla örtülüdür (en azından kısmen). Bazı Turbellaria üyeleri karasal ortamda yaşamasına karşın çoğunluğu suculdur.

Turbellaria üyeleri, küçük bir takım olan Acoela dışından, genellikle sindirim kanalı boşluğuna sahiptir. Çeşitli nedenlerden dolayı (sadece sindirim boşluğunun bulunmamasından değil) bazı biyologlar Acoela’yı bilateral simetrili en ilkel hayvan grubu olduğunu düşünür ve ilkel bir acoeloid organizmanın planuloyit atadan ortaya çıkmış olabileceğini öne sürerler. Onların görüşlerine göre, hem daha kompleks yassısolucanlar ve hem de diğer eumetazoa üyeleri büyük bir olasılıkla böyle bir acoeloyit atadan ortaya çıkmıştır.

Trematoda (Karaciğerkelebekleri)

Karaciğerkelebekleri, parazitik olarak yaşayan yassısolucanlardır. Sil taşımazlar; ve Turbelleria benzeri atalarının hücreli epidermislerinin yerinde, altta yer alan hücreler tarafından salgılanan kalın bir kutikulaya sahiptirler. Bu kutikula, enzim işlevlerine karşı oldukça dayanıklıdır ve parazitik yaşam tarzına önemli bir uyumdur. Karaciğerkelebekleri, tipik olarak genellikle iki ya da daha fazla sayıda vantuza sahiptirler. Bu vantuzlar sayesinde kendilerini konaklarına tutundururlar.

Turbellari üyelerinki gibi fazla dallanma göstermeyen iki dallı sindirim boşluğuna sahiptirler. Vücutlarının büyük bir kısmı, iki ya da fazla sayı da testis, bir yumurtalık, yurnurtalar bırakılmadan önce içerisinde depolandığı oldukça uzun ve kıvrımlı uterus ve vitellus bezinden oluşan üreme organları tarafından doldurulur.

Karaciğerkelebeklerinin bir takımının üyeleri, tatlı su ve deniz balıklarının derisi ya da solungaçları üzerinde ektoparazittir (dış parazit). Bu parazitik kelebeklerin bir kısmı, bazen konaklarının vücut açıklıkları içerisine girebilirler; diğer iki takımın üyeleri için tipik olan endoparazitlik (iç parazitlik) böyle bir başlangıçtan ortaya çıkmış olabilir.

Endoparazit olarak yaşayan karaciğerkelebekleri, sayıları iki ile dört arasında değişen farklı konakları içeren oldukça karmaşık bir yaşam döngüsüne sahiptir. Tropiklerde yaygın olan Schistosoma cinsine ait kan karaciğerkelebeklerinden üç tür, birbirini izleyen iki konağa sahiptir. Ergin kankelebeği, insanın bağırsağına yakın kan damarları içerisinde yaşar. Yumurta bırakmaya hazır olduğu zaman, bağırsak duvarındaki çok küçük kan damarlarından birisinin içine geçer. Kelebek, burada o kadar fazla yumurta bırakır ki damar yırtılarak yumurtalar bağırsak boşluğu içerisine dökülür ve buradan dışkıyla dışarıya taşınır. Eğer modern kanalizasyon sistemleri varsa, döngü burada sonlanır.

Fakat tropikal ülkelerin çoğunda, insan dışkısı gübre olarak sistemli bir şekilde kullanılmaktadır. Böylece, pirinç tarlalarındaki, sulama kanallarındaki ya da ırmaklardaki su içerisine geçen yumurtalar açılarak çok küçük silli larvalar ortaya çıkar. Larva, kendisine uygun türde bir salyangoz buluncaya kadar yüzer; eğer bir süre içerisinde doğru bir türe yerleşemezse ölür. Uygun bir salyangoz bulduğu zaman, bu konağın vücudunu delip içerisine girerek onun dokusuyla beslenir. Sonra, eşeysiz olarak çoğalır ve meydana gelen yeni bireyler, salyangozu terk ederek pirinç tarlası içerisindeki çamurda yürüyen bir çiftçinin ya da gölde yüzen bir çocuğun derisiyle temas edinceye kadar yüzmeye devam eder. Deriye kendilerini tutundururlar ve gidecekleri yönde deriyi sindirerek bir kan damarı içerisine girerler. Kan vasıtasıyla kalbe ve akciğere taşınır ve sonunda bağırsak damarlarına ulaşarak buraya yerleşir, olgunlaşır, yumurta koyar böylece yeni döngü başlar.

Schistosoma türleri, schistosomiasis adı verilen ve başlangıçta öksürmeyle, hapşırmayla ve vücut ağrılarıyla başlayıp dizanteri ve anemiyle devam eden ciddi hastalığa neden olurlar. Hastalık, hastanın gücünü o kadar fazla azaltırki hastalar zayıflamaya ve kilo kaybetmeye başlarlar; hastaların zayıf düşmesi onları daha duyarlı hale getirdiğinden genellikle ölüm, diğer hastalıklar nedeniyle ortaya çıkar.

Schistosomiasis ya da üriner hastalık günümüzde, en fazla yayılış gösteren ve insanları güçsüz bırakan hastalıklardan biridir; fakat bu hastalık yeryüzünün az gelişmiş ılıman bölgeleriyle sınırlı olduğundan Kuzey Amerika ve Avrupa’da yaşayanlar bu hastalığın varlığının farkına varmazlar.

Çin karaciğerkelebeği olan Opisthorchis sinensis’in üç konağı vardır. Konak olarak insanın karaciğerinde yaşayan ergin bireyler, yumurtalarını bırakır. Bu yumurtalar, safra ile bağırsak içerisine geçer ve dışkı ile dışarıya taşınır. Eğer yumurtalar suya geçerse, belirli salyangoz türleri tarafından yenir ve yumurtalar açılır. Larvalar, salyangozun lenf boşluğuna delik açarak buraya yerleşir ve burada eşeysiz olarak çoğalır. Yeni üretilen bireyler tüm yaşamam salyangoz içerisinde geçirir; fakat onlarda eşeysiz çoğalırlar ve onların dölleri, salyangozu terk edip balığın derisini delerek, balığın kasları içerisinde sist haline geçer. Eğer birisi, çiğ ya da yeterince pişmemiş balık eti yiyecek olursa bireyin sindirim enzimleri sistin duvarını yıkar ve karaciğerkelebekleri, konağın kendi bağırsağı içinde serbest kalır. Bunlar, safra kanalı yoluyla karaciğere göç ederek karaciğere yerleşir ve yeni bir döngü başlar (insanda karaciğerin iyileşmeyecek kadar büyümesine, mide ağrılarına ve karın bölgesinde sıvı birikmek suretiyle şişkinliklere neden olur). Bu karaciğerkelebeğinin üreme döngüsünün tamamlanması için üç konak, yani salyangoz, balık ve insan gereklidir.

Cestoda (Bağırsak Şeritleri)

Ergin bağırsak şeritleri, hemen hemen her zaman omurgalıların bağırsağında iç parazit olarak yaşarlar. Bununla birlikte, yaşam döngüsünde, türe bağlı olarak omurgasız ya da omurgalı olabilen genellikle bir ya da iki arakonak yer alır. Bu parazitlerin, en iyi bilineni sığır tenyasıdır. Sığır tenyasının arakonağı sığır, ana konağı insandır.

Şeritler, parazitik yaşam tarzı için birçok özel uyumsal özellik gösterirler.

Şeritler, serbest yaşayan atalarının epidermisi yerine, karaciğer kelebeklerindeki gibi dayanaklı bir kutikulaya sahiptirler. Ağız ve sindirim kanallarını ikincil olarak kaybetmişlerdir. Konaklarının bağırsağı içerisindeki besinlere gömülü olarak bulunduklarından, daha önceden sindirilmiş besinleri, genel vücut yüzeyleriyle absorblarlar.
Hiçbir hücre, yüzeyden çok uzakta olmadığından, muhtemelen aktif taşıma yoluyla etkinliği artırılan difüzyon, tüm hücrelere besin sağlamada yeterli olmaktadır.

Küçük bir ampül şeklinde olan ve scolex adı verilen şeritin baş kısmı, genellikle vantuzlar ve çoğunlukla da solucanı konağın bağırsak duvarına tutunduran kancalar taşır. Skoleksin hemen gerisinde yer alan boyun bölgesini, çok uzun bir şerit şeklindeki gövde izler (sığır tenyası bazen 23 m, balık tenyası 18 m ve domuz tenyası 8 m kadar uzunluğu erişebilir). Bu uzun gövde genellikle enine boğumlanmalarla proglottid adı verilen bir seri enine segmente bölünmüştür.

Her bir proglottit aslında bir üreme kesesidir; her biri hem erkek hem de dişi organları içerdiğinden hermafrodittir. Sperm hücreleri, genellikle aynı hayvanın daha önde yer alan progottitlerinden gelir ve eşeysel deliğe girerek yumurta hücrelerini döller. Bu hücreler, daha sonra vitellus bezinden gelen yumurta sarısı ile donatılır ve bir kabuk içine alınırlar. Aynı bağırsak içerisinde başka bir şerit yoksa, gerçek eşeyli çoğalma (rekombinasyon) şansı yoktur; eğer bu organizmalar hermafrodit olmasaydı, hiçbir zaman başarı lı bir şekilde çoğalamayacaklardı.

Gelişmeye başlayan döllenmiş yumurtalar, uretusta depolanır. Yumurtalarla dolmaya başlayan uterus, olgun bir proglottidin büyük bir kısmını doldurur. Sonunda, uterus dışındaki tüm eşey organları bozulur ve solucandan koparak ayrılan olgun proglottit, dışkıyla birlikte konağın vücudundan dışarıya atılır. Olgun proglottitler, solucanın arka ucundan salınırken yenileri boynun hemen gerisinden üretilir. Tek bir olgun proglottit 100.000’den daha fazla yumurta içerebilir ve bir solucan, yılda 600 milyondan daha fazla yumurta üretebilir.

Eğer uygun bir arakonak, şerit yumurtalarını içeren dışkı ile bulaşmış besinleri yiyecek olursa, enzimleri yumurtanın kabuğunu sindirir. Böylece serbest kalan embriyo, konağın bağırsak duvarını delerek kan damarlarına girer ve kan yoluyla kaslara taşınarak orada sist haline geçer. Eğer birisi, bu ara konağın (örneğin, sığır, domuz ya da balık) etini çiğ ya da az pişmiş olarak yiyecek olursa sistin duvarı sindirilir, genç şeritler bağırsak duvarına tutunur ve bol besinle beslenerek, büyür, yumurta üretir böylece yeni bir döngü başlar.

Bağırsak şeritlerinde, hemen hemen tüm yüksek hayvan gruplarını karakterize eden bir gelişim stratejisi olan bölümlere ayrılarak gelişme olayının ilk belirgin işaretlerini görmekteyiz. Bu olayda, önce bir dizi birbirine benzer segment ya da somit üretilir; bunların herbiri, anteriyor, posterior eksen boyunca vücudun bir bölümünü meydana getirir, daha sonra, uygun üye ve organları meydana getirmek için özelleşmeler gerçekleşir.

Kaynakça:
Biological Science; James L. Gould, William T. Keeton

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :