Eurozone Nedir?

Okuma Süresi: 3 Dakika  | Yazdır

Eurozone,

Avrupa Birliği’nin günümüzde geldiği sıradışı noktayı gösteren en önemli figürler arasında yer alır. Her ne kadar biz bugün eurozone olarak ifade etsek de aslında doğrusu avro bölgesidir. Avrupa Birliği’nin kuruluşundaki en önemli sebep şüphesiz ki, ekonomik kaygılar temellidir. Başka bir ifadeyle Avrupa kıtasının I. ve de II. Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen yıkım temel sebebinin Almanya’nın korkunç bir kızla sanayileşmesi sonucunda ham madde ve de işgücüne ihtiyaç duymasıdır. Son derece çok sayıda devletin bir arada yaşadığı bu kıtada bu anlamda huzurun tesis edilmesi oldukça zor bir durumdur. Meğerki, ülkeler arasında ortak bir pazar kurulmuş olsun. Söz konusu duruma son derece vakıf olan ve de bunun çözümünü bilen Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya Savaşı’na girdiği vakit, girmezden önce Fransa ile yaptığı görüşmede Avrupa Federal Devletleri fikrini görüşmüş ve de bu konuda adeta bir söz almıştır. Savaş bitince de kazanan tarafta olan Müttefikler, Avrupa Birliği’nin temellerini atan Avrupa Kömür Çelik Anlaşması’nın hayata geçirilmesine önayak olmuştur. Bu anlamda projenin sahibi olan Fransa önderliğinde Almanya, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg bir araya gelmiştir. Bu bir araya geliş sonrasında durumu uzaktan izleyen Birleşik Krallık ise, söz konusu yapıya kuşku ile bakmakta idi.

Beklentilerin de üzerinde bir performans çizen bu 6 kurucu ülke, diğer ülkelerin de iştahını kabartacak neticelere imza atıyorlardı. Bunun üzerine ilk resmi üyelik başvurusu daha sonra bizi de tetikleyecek olan Yunanistan’dan geldi. Yunanistan’ın üyeliği 1981 yılını bulsa da bu döneme kadar Birleşik Krallık, Danimarka ve de İrlanda ilk genişlemenin parçasını oluşturdu. Duruma şüphe ile bakan Birleşik Krallık, aslında halen şüphesini koruyordu ancak dışarıda da kalıp, Almanya ve de Fransa’nın politikalarına seyirci olmak istemiyordu. Her ne kadar Birlik hızlı bir yükseliş yaşasa da üye sayısı çok ağır bir şekilde artış gösteriyordu. Yunanistan’ın dahil olmasının ardından 1986’da bir genişleme daha yaşandı. Bu dönemde ise Portekiz ve de İspanya Birlik ile üyelik imzaladı. Sonrasında 1995’te Avusturya, İsveç, Finlandiya gibi son derece refah ülkeler de Avrupa Birliği’ne dahil oldu. Bu dönemde zaten refah ülkeleri dahili olduğu bu kurum, 2002 yılında ortak para birimi olan avroya geçiş yaptı. 2004 yılına kadar hiçbir sorunla karşılaşmayan Avrupa Birliği, bu dönemde yaşadığı şuursuz genişleme sonrası ciddi anlamda tartışılır bir hal aldı. Çünkü 2004 ve de 2007 yıllarında Birlik üyesi olan ülkeler zaten son derece fakir sayılabilecek Doğu Avrupa ülkeleri idi. Ancak bunlara bir şekilde söz verilmişti ve de bu söz yerine getirildi. Buradaki en büyük neden aslında Rusya idi. Başka bir bakışla bu ülkelerin Avrupa Birliği’ne ne olursa olsun kabulü, Rusya’nın artık bunlar üzerinde hiçbir şekilde söz hakkı sahibi olamayacağı gerçeği idi.

Ancak bu gerçek Avrupa Birliği’ne çok acı bir fatura çıkardı. Ciddi bir resesyon ve de kriz dönemine giren Avrupa ülkeleri, ortak para birimi sorunu ile de yüz yüze geldi. Alım gücü nispeten daha düşük olan Yunanistan gibi ülkelerin avroya geçmesi beraberinde krizi de getirdi. Birleşik Krallık başta olmak üzere bazı ülkeler kendi para birimlerini korudular. Bu ülkeler arasında İsveç dahi yer alır. Ekonomik bir birlik sağlanması için öncelikle parasal bir birliktelik sağlanmalıdır. Bu da birbirleri ile neredeyse aynı alım gücüne sahip olan ekonomiye sahip ülkeler arasında yapılabilir. Günümüz Avrupa Birliği’nde 28 resmi üye var ve de bunlar arasında avro bölgesinde bulunan sayısı sadece 19’dur. Birleşik Krallık, Polonya, İsveç, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve de Danimarka üye oldukları halde avro bölgesinde yer alamayan devletlerdendir. Avro bölgesi resmi olarak 1 Ocak 1999 tarihinde kurulmuştur. Hayata ise 2002 yılında geçmiştir.

Yazar: Emir Karasu

 

Editör : Suna Korkmaz