Nüfusun Ülkeler İçin Önemi
Belirli sınırlar içerisinde (kent, bölge, ülke vs.) yaşayan insan sayısına nüfus denir. Önceleri ülkeler nüfus miktarının fazla olmasını güçlü olmak için önemli bir faktör olarak görmekteydiler. Ancak günümüzde nüfusun miktarından ziyade nüfusun nitelikleri üzerinde durulmaktadır. Çünkü geri kalmış ülkelerde nüfus artış oranının fazla olması bir çok problemi beraberinde getirmektedir.
Gelişmiş ülkeler nitelikli nüfus potansiyelini çok iyi kullanarak önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızının az olması ya da nüfusun azalması ülkenin geleceğini tehdit etmektedir. Bundan dolayı bu ülkeler nüfus artışını belirli bir oranda sağlamak için çeşitli çalışmalar yapmaktadırlar.
Nüfus Artışı Nüfusun sayısal büyümesine nüfus artışı denir. Genel olarak insanlık tarihi boyunca dünya nüfusu artmıştır. Artış oranı başlangıçta yavaş iken son bir kaç asırda katlanarak artmıştır. Başlangıçta insanlar toplayıcılıkla, balıkçılıkla-avcılıkla geçindikleri için geniş bir sahada küçük insan grupları ancak geçinebiliyordu. Daha sonra yerleşik hayata geçilmesiyle tarımla uğraşılmış ve hayvanlar evcilleştirilmiş dolayısıyla küçük sahalar bile büyük insan gruplarını beslemeye yeterli olmuştur.
Ayrıca sanayi devrimiyle birlikte tıp alanında ilerlemeler, beslenme ve sağlık koşullarında düzelmeler olmuştur. Bu durum ölüm oranını düşürünce, dünya nüfusundaki artış fazla olmuştur. Sanayi devriminden sonra dünya nüfusu yaklaşık 7,5 kat artarak 800 milyondan 6 milyara ulaşmıştır.
Genellikle sanayileşmiş ülkelerde nüfus artışı az, geri kalmış ülkelerde fazladır. Bir ülkede nüfus artış hızı ne kadar yüksek olursa kalkınma hızı o derece azalır. Nüfus artış hızının sorun haline gelmesi, o ülke insanlarının temel ihtiyaçlarının karşılanamaması ile ortaya çıkar.
Nüfus artış hızının fazla olmasının sonuçları;
- İşsizlik artar.
- Kalkınma hızı azalır.
- Kişi başına düşen milli gelir azalır.
- Tasarruflar azalır, tüketim artar.
- Hayat şartları zorlaşır.
- İç ve dış göçler artar.
- İhracat azalır.
- Nüfusa bağlı yatırımlar (Demografik yatırım) artar.
- Belediye hizmetleri zorlaşır.
- Konut sıkıntısı yaşanır.
- Çevre kirliliği artar.
- Gecekondulaşma artar.
- Tarım arazileri amaç dışı kullanılır.
Nüfus artış hızının ve nüfus miktarının fazla olduğu ülkeler genç nüfus potansiyelini iyi değerlendirerek üretime yönlendirebilirse bu ülkelerde üretim artar, vergi gelirleri artar, iş gücü ucuz olduğu için ihracatta rekabet kolaylaşır. (Örneğin Çin gibi)
Xx yüzyılda uzayı dördüncü boyut olarak samul eden birçok ülke uzay çalışmalarındaki gelişmeleri uzay çalışmalarındaki gelişmeleri yakından takip edebilmek, milli kaynaklarını ülkenin uzay politikası doğrultusunda kullanabilmek ve dolayısıyla yeni çağa daha güçlü girebilmek için yeni bir yapılanma içerisine girmişlerdir. Hava/uzay teknolojilerinin bu hızlı gelişmesini gören dünyanın gelişmiş ülkeleri, uzayı “next frontier- geleceğin cephesi” olarak nitelendirilmiş ve bu alanda milli uzay politikalarını yönlendirecek birer uzay kurumu kurmuşlardır. Örneğin ABD’de Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), İngiltere’de BNSC, Rusya’da RSA, Fransa’da CNES ve Japonya’da MASDA adlarıyla milli uzay ajansları teşkil edilmiştir. Söz konusu kuruluşlar, ülkelerini XXI. Yüzyıla taşıma misyonu ile görevlendirilmiş bu kapsamda uzay ve uzay teknolojilerinin gerisinde kalmamak için bu alandaki çalışmaları yönlendirerek, üniversite, araştırma kurum/kuruluşları ve üretim yapacak şirketler arasında yüksek bir koordinasyon sağlamıştır. Stratejik önemi her geçen gün biraz daha artan Türkiye’de bugün, bir ulusal Türk uzay kurumunun eksikliği belirgin bir şekilde hissedilmektedir.
Dünya ülkeleri bu hızlı gelişim içerisindeyken Türkiye uzaydan yararlanmaya, ilk olarak haberleşme ihtiyacını karşılamak amacıyla 1968 yılında İran ve Yugoslavya istasyonlarını kullanarak başlamış, 1979 yılında ilk uydu yer istasyonunun hizmete açılmasıyla devam etmiş, daha sona haberleşmeyi İNTELSAT uydularından transponder kiralayarak yapmış, TÜRKSAT milli haberleşme uyduları projesinin 1994 yılında hayata geçmesiyle de ilk Türk uydusu olan TÜRKSAT-1B ve 1996 yılında da ikinci uydu TÜRKSAT-1C yörüngeye yerleştirilmiştir. Türkiye’yi uydu terminolojisi ile tanıştıran bu uydular. Avrupa-Türkiye-orta Asya bölgelerini kapsamakta ve Ankara’da ki ana ve yedek yer kontrol istasyonları tarafından idare edilebilmektedir. Modern yaşamın gereği olarak arta ihtiyacı karşılamak üzere Ocak 2001 yılında TÜRKSAT-2A uydusunu da uzaya gönderen Türkiye, bölgesinde önemli bir güç olduğunun bilincinde olarak uydu kapsama alanlarını, Avrupa, Afrika, orta Asya ve orta doğu coğrafyalarına kadar genişletmiştir. Yakın bir gelecekte araştırma uydularını da uzaya gönderecek olan Türkiye, sahip olduğu bu küçük uydu filosu sayesinde önemli bir potansiyel yakalanış ve bunu da İTÜ, ODTÜ ve TÜBİTAK gibi eğitim ve araştırma kurumlarının gayretleri ile artırma amacındadır.
Sivil kurumların bu çalışmalarına ilave olarak, son 30–40 yıldır orta doğu Kafkaslar, balkanlar üçgeninde devamlı kriz içerisinde yaşayan Türkiye, ulusal güvenliğine önemli bir katkı sağlayacak uzay çalışmalarına hız vermek ve bu boyutu askeri amaçlara da hizmet edecek şekilde genişletmek zorundadır. Türkiye sahip olduğu stratejik konum nedeniyle, bulunduğu coğrafyada lider olabilmesi için bir an önce uzayda söz sahibi olmalıdır. Uzaydan faydalanmayı sadece muhabere uydusu kabiliyeti ile sınırlı tutmayıp, daha geniş bir yaklaşımla uydu kabiliyetleri konusunda hak ettiği yere ulaşmalı, kendi uydusunu ve milli savunma açısından stratejik öneme sahip malzeme ve teknolojiyi kendi üretebilir duruma gelmelidir. Bu alandaki geri kalmışlığın bir an önce giderilebilmesi için, ülkede uzay alanında birikimi olan tüm kurum/kuruluşlar, üniversiteler, araştırma birimleri ve uzay teknolojisinden yararlanan şirketlerin çalışmaları tek bir merkezden koordine edilmeli ve desteklenmelidir. En önemlisi bu gayretleri koordine edecek ve ulusal uzay politikasını belirleyecek bir ulusal uzay ajansının “Türk uzay kurumunun en kısa zamanda kurulması gerekmektedir. Bu konunun sadece askeri veya haberleşme amacıyla geliştirildiğini düşünmek veya pahalı bir teknoloji olduğu nedeniyle çalışmalarını ertelemek, modern batılı devletlerle aradaki farkın daha da büyümesi anlamına gelir. Yeni bir hareket alanı olarak nitelendirilen ve XXI yüzyılın en önemli faaliyet sahasını oluşturan uzay teknolojileri aynı zamanda; doğal kaynakların tespiti, tar4ım, ormancılık, çevre ve doğal afetlerin önlenmesi konularında da büyük hizmetler sunmaktadır. Bu gerçekten hareketle dünyanın en fakir ülkelerinden birisi olan Nijerya dahi, Türkiye’nin yıllar önce yapması gereken bir süreci başlatmış, uzayda yerine alabilmek için ulusal uzay ajansının kuruluş çalışmalarını hızlandırmıştır. Yazının Devamı »
Türkiye artan nüfus ve gelişmeye paralel olarak üretmekten çok tüketen bir ülke haline geldi. Enerji ihtiyacının en önemlisi durumunda olan elektrik günümüzde büyük ölçüde barajlardan yani hidroelektrik santrallerden ve doğalgazla çalışan termik santrallerden sağlanmakta. Bunların yanında nükleer santral kurma planları yapıla dursun, tamamen temiz bir kaynak olan rüzgar enerjisi maliyeti sebebiyle genellikle ikinci plana atılıyor.
Bundan birkaç sene öncesine göre Türkiye rüzgar enerjisi üretiminde oldukça güzel bir yükseliş grafiği çizmeye başladı. Öyle ki, bundan 10 sene kadar önce Almanya ile aynı zamanda yaptığımız bir enerji anlaşmasına göre her iki ülke de rüzgar enerjisinden yararlanma konusunda ortak bir protokole imza atmıştı. Aradan geçen onca yıldan sonra Almanya bugün yıllık 24 bin megawatt elektrik üretimi ile Avrupa’nın rüzgar enerjisinden en fazla yararlanan ülkesi olma ünvanını taşırken, Türkiye 2007 sonunda 147 megawatt ile anca 16. sırada yer alabildi. Fakat geçtiğimiz yıl %200’e varan bir artış yakalanarak 2008 yılı sonunda 433 megawatt enerji üretimi ile Türkiye genel sıralamada 14. sıraya yükselmiş oldu. Türkiye’deki bütün rüzgar enerjisi potansiyelinin kullanıldığı taktirde mevcut elektrik enerjisi ihtiyacımızın tamamının rahatlıkla karşılanacağı uzmanlar tarafından belirtiliyor. Bu noktada aklıma şu soru geliyor; peki madem bu kadar verimli bir sistem neden ülkeler yavaş davranıyor? Bunun sebebini araştırdım ve rüzgar türbini kurmanın maliyetinin yanında az firma tarafından yapılıyor olmasının etkili olduğunu öğrendim. Yani bugün bir başvuru yaptığınızda size ancak 2-3 sene sonra teslimat ve kurulum için gün veriliyor.
Avrupa’da rüzgar enerjisinden faydalanan ilk iki ülke 24 bin megawatt ile Almanya ve 17 bin megawatt ile İspanya iken onun en yakın takipçisi olan İtalya sadece 3736 megawatt enerji üretimine sahip. Tabi bu ülkeler geniş sayılabilecek yüzölçümlerinin ve dağlık yüzey karakterinin de avantajından sonuna kadar yararlanıyor. Bunun yanında elinde fazla imkan olmayıp bu konuda kapasitesinin de üzerine çıkaran Danimarka gibi ülkeler de var. Danimarka 2862 megawatt üretim ile Avrupa 6. sı konumunda fakat bunu yer sıkıntısı yüzünden denizin üzerine bile rüzgar türbleri kurarak başarabiliyor. Komşumuz Yunanistan bile 12 milyon nüfusuna rağmen 985 megawatt enerji üretimi sağlarken bizim 433 megawatt’a yeni ulaşmış olmamız, doğal kaynaklarımızın nasıl heba edildiğinin göstergesi olsa gerek. Eskiden sanırım “su akar Türk bakar” lafına alınganlığımızın ve bir bakıma tepkimizin ürünü olarak her akarsuya baraj kurmuştuk. Fakat hidroelektrik santraller küresel ısınmanın etkisi ve baraj seviyelerinin düşmesiyle elektrik üretiminde verimsiz bir hale gelmiştir. Şimdi ise su enerjisi tükendiğine göre bize doping etkisi yapacak yeni bir slogan gerekiyor olabilir. Örneğin bu sefer de “rüzgar eser Türk esner” gibi bir tamlama uygun olabilir. İşin şakası bir yana rüzgar enerjisi üretimi için son derece uygun bir coğrafyaya sahip olan bu cennet vatanımızda çok daha sağlıklı ve temiz yaşamanın özlemini çekenlerden birisi olarak, gerekli çalışmaların devamını ve yenilerinin ivedilikle uygulamaya geçmesini diliyorum.
Sitemizdeki Microsoft Photosynth yazısını hazırladıktan sonra uygulamayı hemen test etmeye karar verdim. İlk önce çalıştığım firmanın balkonundan görünen manzarayı fotoğrafladım. 41 fotoğraftan oluşan bu çalışmamda %90 orannında birleştirme yapabildi. Gerçekten güzel ve eğlenceli bir hizmet. Amatör olarak fotoğrafçılıkla ilgilendiğimden bilhassa daha çok ilgimi çekti.
Daha sonra evimizin yakınlarındaki tarihi çeşmenin etrafında bir çalışma yaptım. 110 fotoğraftan oluşuyor. Çeşmenin etrafında 360 derece dönebiliyorsunuz. Mekan çok sayıda diziye ev sahipliği yapan bir yer. Dizileri takip edenler muhakkak tanıyacaktır Fotoğrafları çekmek yaklaşık 10 dk gibi kısa bir zamanımı aldı. Photosynth gönderdiğim fotoları %95 oranında birleştirebildi. Birkaç tane birleşmeyen kaldı. Gayet normal.
Bu 2 çalışmamdan sonra bir sonraki yer olarak Emirgan Korusunu seçtim. Yazının başındaki video bu çalışmamın uygulamalı hali. Sarı köşk ve hemen altında bulunan havuzu fotoğrafladım. 365 fotoğraf ile yaptığım bu çalışmam %61 gibi düşük bir oranda birleşti. Bunun da sebebi birbirine yakın 6 noktadan çok sayıda çekim yapmamdı. Photosynth te dolaşırken bazı yerlerde hatalar olduğunu siz de fark edeceksiniz. Ancak ortamın tüm güzellğini yansıtmada bir sorun olmadığından yayında kalmasını istedim.
Microsoft’un yaptığı bu uygulamasını çok sevdim. İlerki günlerde İstanbul’un farklı yerlerinde bu tarz çalışmalar denemek istiyorum. Güzel sonuçlar alabilirsem buradan sizlerle de paylaşırım
Cepte eşsiz internet ve multimedya deneyimi için dev işbirliği
iPhone 3G, Turkcell’le Türkiye’de
Turkcell, iPhone 3G’yi 35 milyon Turkcell’liyle buluşturmak üzere Apple ile anlaşma imzaladı. Türkiye’nin lider iletişim ve teknoloji şirketi Turkcell, Apple ile yaptığı anlaşma sonucunda bu yıl içinde iPhone 3G’nin satışına başlayacak. 3. Nesil şebekelerinin sağladığı yüksek data hızıyla mobil iletişimde yeni bir dönem başlatan iPhone 3G, bir mobil cihazda yaşanan internet ve multimedya deneyimini en ileri noktalara taşıyor.
iPhone 3G, hem iPhone’un tüm devrim yaratan özelliklerine sahip olacak hem de 3. Nesil teknolojilerinin gelmesiyle 2 kat hızlı olacak*. iPhone 3G’nin içine entegre edilmiş GPS, genişletilmiş yer bazlı mobil hizmetler sağlarken, iPhone 2.0 yazılım destekleyicisi ise Microsoft Exchange ActiveSync’yin ve Apple mağazalarından temin edilebilecek yüzlerce üçüncü parti uygulamaların kullanımını mümkün kılıyor.
Turkcell olarak Apple ile yaptıkları anlaşmadan büyük heyecan duyduklarını dile getiren Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu: “iPhone 3G mobil cihazlar teknolojisinde gelinen son noktayı temsil ediyor ve müthiş yenilikçi olan bu ürünü yıl sonuna doğru 35 milyondan fazla müşterimize sunmak için sabırsızlanıyoruz. Hızlı mobil internet kullanımının ciddi bir oranda arttığı günümüzde Apple, iPhone 3G için dünyanın lider operatörleriyle bu tür anlaşmalar yapıyor. Yeni teknolojileri 35 milyonu aşkın müşterisine daima dünyayla eşzamanlı sunmayı hedefleyen Turkcell’in bu operatörler arasında yerini almış olması bizim için büyük mutluluk.” dedi.
iPhone 3G’nin satış fiyatı ve tarifeleri ileri bir tarihte açıklanacak olup, Turkcell müşterileri www.turkcell.com.tr adresinden hemen ön talepte bulunabilir ve ürün hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirler.
*3.Nesil ve EDGE testine dayandırılıyor. Hızlar bulunan mevkiinin şartlarına göre değişiyor.