Bilimsel Yöntem-3 Kontrollü Deneyler ve Sezgiler

Kontrollü Deneyler

Bilimsel yöntemin en basit biçimi dikkatli yapılan gözlemlerdir ve bunlar bir hipotez çatısı altında şekillendirilir. Hipotezler test edilebilmeli ve bazı öngörümleri ortaya koymalıdır. Deneyler de kontrol edilebilir olmalıdır, zira ancak bu özellikte bir test açıklayıcı özelliğe sahiptir. Bir testi ya da deneyi kontrol etmek, test edilen fenomenin gözlenen sonuçlarındaki etkinin başka bir nedenden kaynaklanmadığından emin olmak demektir. Bir deneyi kontrol etmenin en geçerli yolu, aynı prosesi tekrar tekrar her seferinde tek bir zaman dilimini değiştirerek ve sonuçta bunların izlerini takip ederek sonuçlandırmak şeklindedir. Örnegin, Louis Pasteur o zaman kadar büyük kabul gören kendiliğinden oluşum teorisinin (cansız maddelerden yaşamın kendiliğinden ortaya çıktığı düşüncesi) yanlışlığın’ ispat etmeye çalışırken kurduğu deney düzeneğine hiç kimse itiraz edememişti. Bu düzenekte Pasteur, birbirinin tamamen aynısı olan kaplar içerisine, aynı besin solüsyonlarını koymuş ve bunları aynı işlemlere tabii tutmuştur. Kaplardan birinin ağzı açık bırakılırken diğeri tamamen izole edilmiştir. Ağzı açık bırakılan kapta zamanla bakteri ve küfler gelişirken, diğeri tamamen temiz kalmıştır. Bu olayda aynı olmayan tek faktör açık hava ile temastır, böylece bu deney küf oluşturan ya da bakteri gibi canlıların kendi kendine oluşmadığını, bunların havayla taşındığını göstermiştir.

Sezgiler

Bir çok bilim adamı bilimsel çalışmalarda yalnızca dikkatin değil bunun dışında güçlü önsezi ve şans faktörünün de etkili olduğunu kabul etmektedirler. Örneğin, bu yüzyılın sonlarında fizikçiler Newton fiziğinde bazı küçük sorun ve anomalilerin olduğunu farketmişlerdir. Deneyimler, her hangi bir teori iyi çalıştığı zamanlarda küçük anormalliklerin çok fazla sıkıntıya neden olmadığını göstermiştir. Ancak bazen teorideki bazı yanlışlıklar kavramsal hatalar olduğunu gösterecek düzeyde olabilir. Albert Einstein Newton fiziğinde fark ettiği iki temel tuhaflığın önemli olduğunu anlayarak bulmacanın parçalarını değiştirip yepyeni bir teori geliştirmiştir. Diğer yeni hipotezler gibi Einstein’ın izafiyet teorisi de bilim dünyasınca hemen kabul edilmemişti. Zira, Einstein’ın bu teorisi herkesin çok iyi bildiği Newton mekaniğinden çok daha karmaşıktı ve eski kuramın aksine daha soyut bilgilere dayanmaktaydı. Yine de bu teorinin bilim dünyasında müthiş bir etki,’ olmuştur, bu teori yıldızlardan gelen ışığın güneşin yakınlarından geçerken eğim yapabileceği gibi pek alışık olmadığımız ancak test edilebilir öngörümler yapabilmekteydi. Daha sonra yapılan başka çalışmalar bunları doğrulayınca izafiyet teorisi daha mantıklı ancak o kadar çarpıcı olmayan başka hipotezlerden daha hızlı bir biçimde kabul görmeye başlamıştır.

Bilimsel çalışmalar, subjektif yargılarla objektif testlerin bir bileşkesidir. Buna kısaca mantık ve sezgilerin hassas bir karışımı da denilebilir. Doğru uygulandığında bilimsel araştırma, tüm büyük bilim adamlarının ortak bir özelliği olan kavradığı ve hayal ettiklerini akılcı yollarla deneyebilme yetisi şeklinde ifade edilebilecek, bir sanat dalıdır denebilir. Sonuç olarak temel prensipler hepsinde aynıdır yani gözlemler doğru ve kurulan hipotez ölçülebilir nitelikte ve bu ölçümler arttıkça hipotez gerektiği zaman yeni delillerin ışığı altında değiştirilebilir özellikte olmalıdır.

Kaynakça:
Discover Magazine

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :