Teknolojik gelişmeler ile beraber kanser üzerine yapılan çalışmalar ivme kazanmıştır. Mutasyonlar, translokasyonlar ve retrovirüslerin herbiri kanser başlatıcı bir rol oynayabilir. Hepsi olmasa da bazı mutasyon ve translokasyonlarda radyasyon ve mutajenik kimyasallar gibi dış ajanlarla DNA ya ulaşabilmektedir. Ancak belirli kimyasalların ya da radyasyonun insanlardaki kanserle bağlantısı ve herbirinin tehlike değerlerinin ispatı oldukça zordur. Her mutasyon kansere neden olan bölgede oluşmayabilir ve kanserin gelişimi için gerekli basamaklardan sadece biri böyle lokal bir mutasyonla başlayabilir. İki ile yedi arasında değişen özgül bağımsız genetik olaya gereksinim duyulur. Son aşama mutajenik kimyasal ile ya da radyasyon ile karşılaşmadan yıllar sonra ortaya çıkabilir. Araştırmacılar sadece kolon kanserinin içerdiği tüm basamakları anlamaya yaklaşmışlardır.
Belirli mutajenik ajanlar ve kanserler arasında belirgin bir neden sonuç ilişkisinin olmaması kansere neden olan ajanların tanımlanmasını ve değerlendirilmesini zorlaştırır. Örneğin sağlık verileri, yıllık 150.000 civarında ölümcül kanserin ve ölümcül kalp hastalığının %25’inin sorumlusunu sigara içmek olarak göstermektedir; bu eleştirileri sigara sanayii reddetmektedir. Sigara kullananlarda kalp hastalığı ve akciğer kanseri gelişimi, içmeyenlere göre daha fazladır; eleştirenler ise birçok sigara kullananda asla akciger kanseri gelişimi görülmediğini ve hatta bazı içmeyenlerde görüldüğünü vurgulamaktadır.
Günde 2 paket sigara içenlerin ortalama ömür uzunluğunun 8 yıl azalmasına neden olan sigara dumanındaki mutajenik katran akciğer kanserine neden olan genetik olayı indüklenmektedir. Aynı zamanda radyasyon gibi diğer mutasyon kaynakları da -daha az etkili olsada- sigara içmeyenlerde akciğer kanserini başlatabilir.
Radyasyonun ve kimyasalların potansiyel karsinojenik değerlendirilmesinin bir başka yöntemi, bu ajanların etkisine bırakılan hayvanlarda ve çoğunlukla farelerde bu ajanların dozlarının ölçülmesidir. Bu işlem pahalı ve çok zaman alıcıdır, buna ek olarak farede kansere neden olan şeyin eşit derecede insanda etki edeceğini varsaymamız gerekir. Bu konudaki başka bir test sistemi de Ames testi olup, potansiyel karsinojenlerin hangisinin bakterilerde mutasyonla sonuçlandığını göstermektedir. E. coli için mutajen olan bir kimyasalın insanlar için de mutajen ya da karsinojen olduğu varsayılır. Ames testi birçok karsinojen maddeyi büyük bir doğrulukla tanımlamaktadır. Başlangıçtaki molekül yapıları itibari ile mutajen olmayan maddelerin karaciğer homojenatına eklendiğinde mutajen olduğu görülmüş ve bu nedenle bunların, organizmada karaciğerdeki metabolizmaları sırasında mutajenlere dönüştürüldüğü tahmin edilmiştir.
Kozmetiklerin ve birçok saç boyasının, hekzaklorofen sabunların, kızartılan etlerdeki yanmış proteinlerin, bazı sebzelerdeki kimyasalların, baharatların ve kömür katranı komponentlerinin olası karsinojenler olduğu Ames testiyle ispatlanmıştır.
Bunların herbiri hayvanlar üzerinde test edildiğinde karsinojenik olduğu belirlenmiştir. Tüm mutajenlerin karsinojenik olduğunu düşünmek ise aşırı duyarlılıktır ve tüm çevresel mutajenlerden korunmak bu ölçüde imkansızdır. Yapılabilecek tek şey özellikle sigara dumanı ve kömür katranı gibi potansiyel karsinojenik maddelerden uzak durmaktır ve yararı ile zararını tartarak (aynen her araba kullanışımızda kaza yapma riskini göze almaya karar verişimiz gibi) karsinojenlerle ilişkimizi en aza indirmeliyiz.

Kaynakça:
https://www.cancer.org/cancer/cancer-causes.html

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here