Muzun Kökeni Ve Üretimi

Muz, dünya çapında popüler olan bir meyvedir. Bununla birlikte bugün yetiştirilen muzlar “orijinal muz” değildir. Aslında, orijinal muz neredeyse tamamen farklıydı. Zamanla tükendi ve bugün tükettiğimiz muz bir mutasyon.

Muz en çok Afrika’da yetiştirilmiş olsa da, kökeninin Okyanusya’da ve Güneydoğu Asya’da olduğuna inanılıyor. Orijinal muz şimdiki tatlı sarı muzdan farklıydı. Bu tropikal meyve yeşil veya kırmızıydı ve çeşitli pişirme yöntemleri kullanılarak tüketiliyordu. Bildiğimiz tatlı muzlardan ayırt etmek için bu muzlara plantain veya pişirme muzları denilmektedir. Bugün çiğ yediğimiz muzun aksine, orijinal muzlar yalnızca pişirildikten sonra yenilebilmektedir.

Muz, “musa akuminata”nın meyvesidir. Akuminata, meyveyi değil (uzun sivri uçlu anlamında) meyveyi oluşturan çiçekleri ifade etmektedir. Antonius Musa, Roma imparatoru Augustus’un doktoruydu ve bu egzotik Afrika meyvesinin yetiştiriciliğine (M.Ö.63 ila M.Ö.14 arasında) destek verdiği için övüldü. On beşinci yüzyılın başında Portekizli denizciler, muzu Batı Afrika’dan Avrupa’ya getirdiler. Gine dilindeki “banema”, onyedinci yüzyıl basılı metinlerinde “banana” olarak yer aldı.

Muz ekimi eski çağlardan beri yapılmaktadır, hatta tarihi pirinç ekiminden de öncelere uzanmaktadır. Denizciler tarafından Kanarya Adaları’na ve Batı Hint Adaları’na taşındı ve nihayet İspanyol misyoneri Friar Tomas de Berlanga ile Kuzey Amerika’ya geçti.

Günümüzde 135 ülkede yetiştirilen bildiğimiz sarı, tatlı muz, 1836 yılında Jamaika’lı Jean François Poujot tarafından, plantasyonundaki muz ağaçlarından birinin yeşil veya kırmızı yerine sarı meyve verdiğini farketmesiyle keşfedilen mutant bir türdür.

Poujot bu yeni muzun tadına baktığında, çiğ durumdayken tatlı ve yenilebilir olduğunu anladı. Hemen bu tatlı muz çeşidini yetiştirmeye başladı.

Orijinal muz, nişastalı ve bildiğimiz muzdan daha uzun, daha kalın kabukludur. Kara beneklerinin yanı sıra, kremimsi, hafif pembe veya bazen sarımsıdır. Tadı çeşitli gelişme aşamalarına bağlı olarak değişiklik gösterir. Kabuğunun açık renk olduğu aşamada, yavan bir tadı ve nişastalı bir dokusu vardır. Bir sonraki gelişme aşamasında kabuk rengi siyaha dönüşür. Bu durumda öncekine oranla daha şekerlidir ve aroması tatlı muza daha çok benzer. Değişen tadına rağmen, orijinal muz pişirildiğinde sert kalır.

Kaynakça:
-R. H. Stover, N. W. Simmonds, “Bananas”, (3rd ed.) Harlow, England: Longman.<br />
-Wayne P. Armstrong, “Identification Of Major Fruit Types”, Wayne’s Word: An On-Line Textbook of Natural History.

Yazar:Oben Güney Saraçoğlu

 

Editör : Suna Korkmaz

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :