Bilgiustam
Türkiye'nin Bilgi Sitesi

Ortaçağ İslam Tıbbının Durumu

0 114

Ortaçağda, İslami düşünürler eski Yunanlıların teorilerini geliştirmişler ve kapsamlı tıbbi keşifler yapmışlardır. O dönemde sağlık ve hastalığa karşı olan ilgi artmış, İslami doktorlar ve âlimler ilaç, klinik uygulama, hastalıklar, tedaviler ve teşhisler üzerine karmaşık literatürler geliştirerek kapsamlı bir şekilde yazmışlardır. Genellikle bu tıbbi metinlere doğa bilimleri, astroloji, simya, din, felsefe ve matematikle ilgili teorileri dâhil etmişlerdir. İngiliz şair Geoffrey Chaucer’ın yazdığı Canterbury Masalları ‘nın giriş kısmında, İranlı bir klinisyen (el-Razi) olan Ebu Bekir Muhammed ibn Zakariya ‘el-Razi ve Ebu’ Ali el-Hüseyin ibn’in tıp konusundaki yetkinliklerine atıfta bulunulmuştur. Sina veya bilinen ismiyle İbn Sina diğer İslami bilginler arasında en ünlü olan hekim arasındadır. Aslında Batılı doktorlar, Hipokrat ve Galen gibi Yunan tıbbını ilk olarak Arapça çevirileri okuyarak öğrenmişlerdir.

Ortaçağ İslam Tıbbının Durumuİslam Tıbbı Üzerindeki Etkiler

Mısır Kahire’deki Mansuri Hastanesi, orta çağda önemli bir eğitim hastanesiymiş. İslam tıbbı, Galen, Hipokrat, İskenderiye ve Mısır’daki Yunan âlimler dâhil olmak üzere Yunan ve Romalı hekimlerin ve bilim adamlarının mirası üzerine inşa edilmiştir. Bilim adamları tıp literatürünü Yunanca ve Romalılardan Arapçaya çevirmişler, daha sonra bulgularını ekleyerek, yeni sonuçlar geliştirerek ve yeni perspektiflere katkıda bulunarak detaylandırmışlardır. İslam alimleri verileri ustalıkla toplamış ve insanların bilgiyi çeşitli metinler aracılığıyla kolayca anlayıp referans verebilmesi için düzenlemişlerdir. Ayrıca ansiklopediler derleyerek birçok Yunan ve Roma yazısını özetlemişlerdir.
Tıp, kendi başına bir konu olmaktan ziyade, ortaçağ İslam kültürünün bir parçası olmuştur. Öğrenim merkezleri ünlü camilerden oluşmuş ve hastaneler genellikle aynı yere eklenmiştir. Buralarda tıp öğrencileri daha deneyimli doktorlardan gözlemleyebilir ve onlardan pek çok şey öğrenebilirler. 661’den 750’ye kadar Emevi hanedanlığı döneminde genellikle Allah’ın her hastalığa tedavi sağlayacağına inanmışlardır. MS 900 yılına gelindiğinde, birçok ortaçağ İslam topluluğu bilimsel unsurlarla tıbbi sistemler geliştirmeye ve uygulamaya başlamışlardır. Bilimsel bir sağlık görüşüne olan ilgi arttıkça, doktorlar hastalığın nedenlerini, olası tedavileri ve alternatif tedavileri araştırmışlardır. Ortaçağ İslam dünyasında, tarihteki en büyük tıp düşünürlerinden bazıları yetişmiştir. Cerrahide ilerleme sağlamışlar, hastaneler inşa etmişler ve kadınları tıp mesleğine kabul etmişlerdir.

Al-Razi

İranlı doktor, kimyager, simyacı, filozof ve bilgin el-Razi 865’ten 925’e kadar yaşamıştır. Kızamığı çiçek hastalığından ilk ayıran kişi olmuş, kimyasal gazyağı ve diğer bazı bileşikleri keşfetmiştir. Ayrıca Bağdat ve Rayy hastanelerinin başhekimi olmuştur. Bir yazar olarak el-Razi üretken bir kişiliğe sahipmiş, 200’den fazla bilimsel kitap ve makaleyi kaleme almıştır ve ayrıca deneysel tıbba inanmıştır. Pediatrinin babası olarak bilinen el-Razi, muhtemelen pediatriyi ayrı bir tıp alanı olarak ayıran ilk metin olan çocuk hastalıklarını yazmıştır. Ayrıca oftalmolojiye öncülük etmiş, immünoloji ve alerji hakkında yazan ilk doktor olmuştur.
Kayıtlar, al-Razi’nin alerjik astımı keşfettiğini, ateşi hastalık ve enfeksiyona karşı bir savunma mekanizması olarak tanımlayan ilk kişi olduğunu göstermektedir. Ayrıca eczacı el-Razi, cıva merhemlerinin kullanımını tanıtan konuyla ilgili kapsamlı bir makale yazmıştır. Kayıtlar, spatulalar, şişeler, harçlar ve küçük şişeler de dâhil olmak üzere birçok cihazın kullanımını sağlamıştır. İran’ı dolaşarak tıp eğitimi verdiğini ve zenginlere fakirlere aynı şekilde davrandığını göstermektedir.
Tıp etiği ile ilgili olarak el-Razi şunları yazmıştır:
“Doktorun amacı, düşmanlarına bile, arkadaşlarından çok daha fazla iyilik yapmaktır. Benim mesleğim, insan ırkının yararı ve refahı için çalışmaktır ve Allah’ı hoşnut edecek şekilde ve onun istediği şekilde hastaları iyi etmektir. ” El-Razi
O dönemde Avrupa ve Ortadoğu’da yaygın olduğu gibi, el-Razi’de iblislerin vücuda sahip olabileceğine ve akıl hastalığına neden olabileceğine inanmıştır.

Ortaçağ İslam Tıbbının Durumuİbni Sina (Avicenna)

Avicenna adıyla anılan birçok Avrupalının da bulunduğu gibi, İbni Sina aynı zamanda Farslıdır. Birçok becerisi ve mesleği vardır ve 240’ı bugün hala var olan yaklaşık 450 kitap ve makale yazmıştır, ayrıca bunlardan kırk tanesi tıbba odaklanmaktadır. İbni Sina’nın ortaçağ tıbbına yaptığı önemli katkılar arasında, kapsamlı bir bilimsel ansiklopedi olan Şifa Kitabı ve dünyanın dört bir yanındaki birkaç tıp fakültesinde önemli bir okuma haline gelen Tıp Kanunu da bulunmaktadır. Belçika‘daki Leuven ve Fransa‘daki Montpellier üniversiteleri bu metinleri on altıncı yüzyılın ortalarında kullanmışlardır.

El-Kanun fi’t-Tıb (The Canon of Medicine)

Tıp Yasası olarak da anılan ibni Sina, bu beş ciltlik ders kitabını Arapça yazmıştır. Daha sonra bu kitap İngilizce, Fransızca ve Almanca da dâhil olmak üzere birkaç dile çevrilmiştir. Bu tıp tarihinin en ünlü ve etkili kitaplarından biridir. Tıp Kanunu Orta Doğu ve Avrupa’da standartları belirlenmiş ve Hindistan’da bir geleneksel tıp türü olan Unani’nin temelini oluşturmuştur. Amerika Birleşik Devletleri’nde, California Üniversitesi, Los Angeles ve Yale Üniversitesi, tıp tarihi derslerinde The Canon of Medicine in bazı ilkelerini öğretmiştir. Metnin bir bölümünde ibni Sina, yeni ilaçların test edilmesiyle ilgili hususlarını açıklamıştır ve bunlardan bazıları aşağıdaki gibidir:
• İlaç saf olmalı ve kalitesini düşürecek hiçbir şey içermemelidir.
• Araştırmacı, ilacı çeşitli komplikasyonlara sahip olabilecek bir durumda değil, basit bir hastalık üzerinde test etmelidir.
• İlacı en az iki farklı hastalık üzerinde test etmeleri gerekir, çünkü bazen bir ilaç bir hastalığı etkili bir şekilde diğerini de kazayla tedavi edebilir.
• Bir ilacın kalitesi, hastalığın ciddiyetine uygun olmalıdır. Örneğin, bir ilacın ısısı bir hastalığın soğukluğundan daha az ise, işe yaramayacaktır.
• Araştırmacı, ilacın etkisinin doğal iyileşme süreci gibi diğer kafa karıştırıcı faktörlerle karıştırılmaması için süreci dikkatlice zamanlamalıdır.
• İlacın etkisi, aynı sonuçları gösteren birkaç deneme ile tutarlı olmalıdır. Bu şekilde, araştırmacı herhangi bir kazara etkiyi ekarte edebilir.
• Her ikisi için de aynı şekilde çalışmayabileceğinden, araştırmacılar ilacı hayvanlar üzerinde değil insanlar üzerinde test etmelidir.
Ayrıca İbn Sina psikoloji ve akıl hastalığı ile ilgili pratik ve bilimsel teorileri de tanımlamıştır.

İnsan Anatomisi ve Fizyolojisi

Bugün tıp camiası, pulmoner kan dolaşımının ilk tanımını, günümüzde yaygın olarak ibn al-Nafis olarak bilinen Ala-al-din Abu al-Hassan Ali ibn Abi-Hazm al-Qarshi al-Dimashqi’ye atfetmektedir ve hekim 1213 yılında Şam’da doğmuştur. Kuran’ın öğretilerine aykırı olduğu ve insan vücuduna olan şefkatinden dolayı insan cesetlerini incelemeyi sevmediğini söylemiştir. Tıp tarihçileri, araştırmasını büyük olasılıkla hayvanlar üzerinde yaptığına inanmışlardır.

Kardiyovasküler Sistem

MS 216 yılında yaşayan Yunanlı hekim Galen, vücudunda kan dolaştığını ve kasların yakıt olarak kullanıldığını, vücudun karaciğerde kan yarattığını öne sürmüştür. Ayrıca, kalbin septumundaki deliklerin, kanın kalbin bir tarafından diğerine akmasına izin verdiğini düşünmüştür ve İbn-i Nafis bunun yanlış olduğuna inanmıştır. Delik olmadığını ya da Galen’in tahmin ettiği gibi septum gözeneklerinden gelen kanın kalbin sol tarafına doğru akması gerektiğini söylemiştir. Bununla birlikte diseksiyon deneyiminden, kanı taşıyan bir arter sistemi olması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca, atardamarların kanı, kalbin sağ odasından akciğerlere taşıdığına ve sol odaya geri dönmeden önce hava ile karıştığına inanmıştır.

Gözler

Antik Yunan tıbbına göre, gözdeki görsel bir ruh görme sağlamıştır. Hasan ibn el-Haytham veya el-Hazen, MS 965’ten 1040’a kadar yaşayan Iraklı bir Müslüman bilim adamıdır. Gözün optik bir alet olduğunu açıklamış ve gözün anatomisinin ayrıntılı bir tanımını yapmıştır. Daha sonra görüntülerin oluşumu hakkında teoriler geliştirmiş ve Avrupa’daki bilim adamları 17. yüzyıla kadar Optik Kitabına atıfta bulunmuşlardır.

Sindirim Sistemi

Iraklı bir doktor olan Ahmed ibn Abi el-Ash’ath, canlı aslanlar üzerinde deney yaptıktan sonra tok bir midenin nasıl genişlediğini ve kasıldığını anlatmıştır.

Kas-İskelet Sistemi: Çene

Iraklı bir doktor, tarihçi, Mısır bilimci ve gezgin olan Abd al-Latif el-Bağdadi 1162’den 1231’e kadar yaşamıştır. Galen, alt çenenin iki parçadan oluştuğuna inanmıştır, ancak El-Bağdadi, Mısır’da açlıktan ölen 2.000’den fazla insanın kalıntılarını gözlemledikten sonra, alt çenenin veya çenenin sadece bir kemikten oluştuğu sonucuna varmıştır.

İlaçlar ve Çareler

Ortaçağ İslami ilaçları, Antik Yunanistan, Roma ve Mısır’da olduğu gibi genellikle bitki temeli olmuştur.
Ağrı ve anestezi için otlar
İran Tıp Bilimleri Dergisi’nde 2016 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre İslami hekimler anestezi için çeşitli ilaçlar kullanmışlardır. El-Razi bu amaçla inhale ilaç kullanan ilk doktordur. Ağrıyı ve anesteziyi hafifletmek için bitkiler ve ilaçlar kullanmışlardır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
• Baldıran otu
• Mandragora (adamotu)
• Banotu
• Haşhaş
• Kara patlıcangiller.
Bununla birlikte hasta bu otları yer, içer, solur ya da topikal olarak uygularmış ve bazı doktorlar da ağrıyı hafifletmek için buz kullanmışlardır. Doktorlar, bazı hastalıklarda kodein ve morfin içeren gelinciklerin tohumlarını kişileri rahatlatmak için kullanmışlardır. Bu hastalıklardan bazıları aşağıdaki gibidir:
• Göz ağrısı
• Safra kesesi taşlarından kaynaklanan ağrı
• Ateşler
• Diş ağrısı
• Plörezi
• Baş ağrısı
Diğer şifalı otlar
Ardıç birçok şifalı bitkiden biri olmuştur. Ortaçağ İslami hekimleri çok çeşitli şifalı bitkiler kullanmışlardır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
• Dereotu tohumu
• Papatya çiçeği
• Sarı tatlı karanfil
• Ebegümeci yaprağı
• Keten tohumu
• Lahana ve pancar karışımı, bunlar birlikte kaynatılarak kanserli kişiler için analjezik olarak banyoya eklenirmiş.
• Sarımsak üriner problemler dâhil birçok tedavide
• Ardıç veya çam iğneleri alerjik cilt problemlerini gidermek için banyoda
• Kekik, antiseptik ve antienflamatuvar özellikleri nedeniyle
• Tarçın yaralar, tümörler ve ülserler için
• Kenevir ve afyon, doktorlar, güçlü ilaçlar olduklarını fark ettikleri için bunları sadece tedavi amaçlı reçete etmişlerdir.
Bununla birlikte bazı insanların unutkanlığı tedavi etmek için bazı ilaçları kullanırken, muhtemelen tıbbi uygulama hatası nedeniyle aşırı dozdan öldüğüne dair kanıtlar bulunmaktadır.

Ortaçağ İslam Tıbbının DurumuAmeliyat

Ortaçağ İslami hekimleri, Yunan ve Romalı seleflerinden daha fazla ameliyat yapmışlar, yeni araçlar ve teknikler geliştirmişlerdir. 10. yüzyılda Ammar ibn Ali el-Mevsili, kataraktı emme yoluyla gidermek için kullandığı içi boş bir şırınga icat etmiştir. Abu al-Qasim al-Zahrawi, İspanya Endülüs’te yaşayan ve çalışan seçkin bir cerrahtır. Forseps, kıskaç, neşter ve spekül gibi bir dizi alet icat etmişlerdir ve ayrıca yaraları dikmek için katgüt kullanmıştır.

Prosedür Türleri

Kan alma yaygın bir uygulamaymış ve katarakt dışında, ortaçağ İslam doktorları da trahomu tedavi etmek için göz ameliyatları yapmışlardır. Koterizasyon, enfeksiyonu önlemek ve kök kanamasını önlemek için deriyi yakmayı içeren yaygın bir prosedürdür. Bir cerrah metal bir çubuğu ısıtmış, kanı pıhtılaştırmak ve iyileşmeyi hızlandırmak için yaranın üzerine yerleştirmiştir. Ayrıca cerrahlar, Yunan zamanından 17. yüzyıla kadar pek çok tıbbi uygulamanın temelini oluşturan dört unsur veya özellik olan mizah dengesini yeniden sağlamak için kan alma uygulaması yapmışlardır. Bazen ıslak hacamat adı verilen bir uygulama kullanarak damardan kan almışlardır. Bu, derideki bir kesiğin üzerine ısıtılmış bir cam kap yerleştirmeyi içermektedir.

Hastaneler

Öğrencilerin hastaları nasıl tedavi edeceklerini öğrenebilecekleri eğitim hastaneleri de dâhil olmak üzere bir çok hastaneler kurmuşlardır. Kahire (Mısır’da), Harran (Türkiye’de) ve Bağdat’ta (Irak’ta) ünlü hastaneler vardır. Hastanelere verilen isim, Farsça bir kelime olan hasta evi anlamına gelen bimaristandan gelmektedir. Oxford Islamic Studies Online’a göre, terim esas olarak akıl sağlığı hastanelerine atıfta bulunsa da, çok çeşitli sağlık hizmetleri sunmuş olan bu hastanedelerde tedavi gören kişilerden herhangi bir hizmet ücreti alınmamıştır.

Kadın Doktorlar

The Lancet’de 2009’da yayınlanan bir makaleye göre, ortaçağ İslami tıp uygulamalarında kadın doktorlar nadir değildir. Ünlü doktorların ailelerinden bazı kadınlar seçkin tıp eğitimi almış gibi görünmektedir ve muhtemelen hem erkekleri hem de kadınları tedavi etmişlerdir. Diğerleri, resmi eğitim olmaksızın, aile üyesi veya komşu olarak tıbbi bakım sağlamışlardır. Kadınların sağlık hizmeti verebilmesinin bir avantajı, kadınların sağlık sorunlarını anlama olasılıklarının daha yüksek olmasıdır. Bir diğeri ise, bazı durumlarda erkeklerden tedavi uygun görülmesine rağmen, babaların ve erkek velilerin kadınların bir kadın refakatçi görmesini tercih etmeleridir.
Avrupa sözde Karanlık Çağdayken, İslam âlimleri ve doktorları Yunanlıların ve Romalıların çalışmalarını geliştirmişler ve tıbbi uygulamaları etkilemeye devam eden keşifler yapmışlardır. Ortaçağ İslam tıbbının birçok başarısı arasında vücudun işlevlerinin daha iyi anlaşılması, hastanelerin kurulması ve kadın doktorların dâhil edilmesi vardır.

Kaynakça:
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/27516654
https://www.mdpi.com/2077-1444/5/3/912/htm
http://www.bbc.co.uk/schools/gcsebitesize/history/shp/ancient/romanknowledgerev2.shtml
https://www.nlm.nih.gov/exhibition/islamic_medical/islamic_06.html
http://www.oxfordislamicstudies.com/article/opr/t125/e352
https://www.nationalgeographic.com/archaeology-and-history/magazine/2016/11-12/muslim-medicine-scientific-discovery-islam/

Yazar: Özlem Güvenç Ağaoğlu

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku