Hafıza, insan hayatının ileriye seyreden mekaniğinde bilinçlenmenin ve zekayı kullanmanın anahtarıdır. Etrafımızda olup bitenleri zihnimiz beş duyumuzla algılayarak bunları birleştirip yapacaklarımıza yön verir. Her bir duyumuzun beyin tarafından alınan verilerinin işleniş biçimi apayrı ve özeldir. Yolda veya herhangi bir yerde duyduğumuz koku, niteliği ne olursa olsun bizi ansızın seneler önceki hatıralarımıza doğru sıcacık ve taptaze bir yolculuğa çıkarabilir. Koku duyusu ise daha özel olarak sunduğu spesifik verilerle hafıza için çok daha duygusal etkiler üretmektedir. İşte bu yazıda ele aldığımız olay da kokunun hafızayla olan kompleks ilişkisidir. Bu ilişki bilimsel ve tarihi olarak çok farklı olarak izah edilmiştir ancak bu kompleks ilişkinin edebiyat dünyasında öne çıkıp bu isimle anılması Fransız edebiyatçı Marcel Proust’la olmuştur.

Proust Fenomeninin çıkış hikayesi oldukça sıra dışıdır. Yazı ve metin üretme kabiliyetiyle son dönem dünya edebiyatına mührünü vuran Proust, 9 yaşındayken yaşadığı astım hastalığından ötürü ailesi tarafından Illiers kentine gönderilir. Burada annesinin yaptığı kurabiyeleri yerken yaşadığı ortam içinde kurabiyelerin kokusu kendisine büyüleyici bir haz verir. Yıllar sonra Proust tesadüfen bu kokuyu duyduğunda çocukluk günlerinin bu anlarına dair her detayı en ince nüansına kadar hatırladığını fark eder. Bu kokuya bağlı hatıralarını eşeleyen Proust, bu hatıralardan aldığı ilhamla 3 bin sayfalık “Kayıp Zamanın İzinde” romanını yazar. Proust, kaleminin kudretini kokuyla hatıraları arasındaki etkileşimi çözme kabiliyetine bağlarken koku ve uzak hatıraların hafızayla ilişkisi de Proust’a ithafen “Proust Fenomeni” olarak yer eder. Kokuyla özdeşleşen duygular hafızada diğer duyularla işlenen hatıralara göre çok daha yüksek bir yoğunluğa sahiptir.

Koku ve Hafıza İlişkisi

Canlıların hayat mücadelesinde kokunun yeri, yön tayininden, eş seçimine ve üremeye; avın tespitinden avcıdan kaçınmaya kadar sayısız hayati fonksiyona sahiptir koku. Koku duyusu, doğadaki her türden canlının gelişim aşamalarında ilk sırada yerini alır. Diğer beş duyudan önce gelişen duyu kokudur. Diğer duyuların hafızayla ilişkisini ele aldığımızda en temel duyunun görme olduğunu fark ederiz. Görme duyusu varlığını ışığa borçludur. Gözlerimizdeki reseptörler ışık sayesinde aldıkları verileri, beyinde elektro kimyasal sinyallere dönüştürerek görüntü elde ederler. Duymada da aynı şekilde dışarıdan gelen ses frekansları kulak tarafından algılanarak beyne iletilir. Dokunma duyusu için de dört çeşit basın ve termal değişimleri algılamak kâfidir. Tatma ise görece daha basit bir matrise sahiptir. Koku alma duyusunun işleyişi ele alındığında ise fevkalade kompleks ve uzun bir işlem prosesiyle karşılaşırız. Dışarıdan basit görünen burun deliklerimiz yaklaşık binden fazla koku alma reseptörüne bağlıdır. Bunlar içinde yaşanılan ortama göre sürekli kendilerini yenileyen bir çalışma prensibine sahiptir. Koku denilen kimyasal varlık, evrendeki her nesne ve canlı içim onu spesifik kılan özelliklerin birere kodunu temsil eder. Bu anlamda en küçük bir ortamda bile yüzlerce farklı koku profiline sahip varlık söz konusudur. İşte burnumuzdaki yüzlerce reseptör bu kokuların hepsini tek tek işleyerek kimlik profillemesi yapar. Hafıza ve koku ilişkisindeki kompleks işleyişin sebebinin de koku profillerinin çokluğundan kaynaklı olarak bunları sözel kodlamaya dönüştüremememiz yatar.

Koku hafıza arasındaki sıkı ilişkinin sebeplerinden biri de kokunun beyinde işlendiği yerin (koku alma soğanı) yeni olaylar ve deneyimler için hafızada yer oluşturan hipokampüsle yan yana olmasıdır. Beynin bu bölgesi aynı zamanda hatıralarımızın depolandığı yerdir. Epizodik hatıraların depolandığı bu alanla yan yana olan koku alma soğanı hatıralar için de bu yüzden son derece kuvvetli bir geri getiricidir. Kokunun beyindeki işleniş süreci hayli karmaşık bir işleyiş ağına sahiptir. Kokunun hafızadaki hayli önemli yerine rağmen koku hafızası hakkında bildiklerimiz görme ve işitme duyusuna göre oldukça sınırlıdır. Yapılan birçok araştırma koku duyusu ile epizodik hafıza arasında doğrudan bir pozitif korelasyon tespit etmiştir. Koku duyusunun sekteye uğradığı yahut kaybolduğu kişilerde zaman içinde gelişen bir hafıza kaybı problemi geliştiği görülmüştür. Bu anlamda koku duyusuna dair bu tespitlerin Alzheimer arasında da bağlantı tespit edilmiş olup bu konuda araştırmalar devam etmektedir.

Kaynakça:
https://bilimfili.com/koku-hafizasinin-arkasindaki-bilim/
Ozan, V. (2015). Kokular Kitabı I. (2.baskı). Everest Yayınları, İstanbul.

Yazar: Erdal Uğur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here