Nöropsikoloji, psikoloji biliminin beyin – davranış ilişkilerini inceleyen alanıdır. Nöropsikoloji, insan dışındaki canlıların beyin – davranış ilişkilerini inceleyen “deneysel nöropsikoloji”yi, insanlardaki bilişi inceleyen “bilişsel nöropsikoloji”yi, davranış kuramlarını ve nöropsikolojik ilkeleri harmanlayan “davranışsal nöropsikoloji”yi ve insanlarda beyin – davranış ilişkilerindeki bozuklukları değerlendiren “klinik nöropsikoloji”yi kapsamaktadır.

Nöropsikolojinin Gelişimi

Eski çağlarda, beyin işe yaramaz bir şey olarak düşünülmekte ve ölülerin gömülmesi sırasında çıkarılıp atılmaktaydı. Anormalliklere tanrıların veya kötü ruhların neden olduğuna inanılmaktaydı. Tıp bilimi insan anatomisini ve fizyolojisini anlamayı geliştirdikçe, vücudun nasıl işlediğine dair farklı teoriler de geliştirildi. Beynin, vücudun merkezi olarak düşünülmesi ve davranışları nasıl etkilediğinin anlaşılması ve kabullenilmesi yüzlerce yıl gerektirdi. Eski Mısır dönemindeki “ruh yürekte yerleşiktir” inanışından, Hipokrat’ın “ruh beyinde yerleşiktir” yaklaşımına, Descartes’ın zihnin vücudu ve davranışları etkilediğini, ancak vücudun da zihni etkilediğini ileri sürdüğü düalizmden, Thomas Willis’in on yedinci yüzyıl ortalarında beyin lobu, nöroloji, psikoloji gibi sözcükleri kullanmasına kolay gelinmedi.

Günümüzdeki anlamıyla, nöropsikoloji bilimi hızlı gelişimini, Franz Joseph Gall, Pierre Paul Broca, William James, John Broadus Watson, K. Goldstein, Karl Lashley, Ward C. Halstead ve Alexander Romanovich Luria gibi bilim insanlarının çalışmalarına borçludur. Ancak, son elli yılda gerçekleşen bilgisayarlı donanımlardaki ve beyin görüntüleme cihazlarındaki ilerlemelerin katkısı da çok büyüktür. Nörolojik işlevler ve biliş arasındaki ilişkilerin öncü kuramları, frenolojist Gall tarafından öne sürülen bağımsız modüller yaklaşımına dayanır. Gall’e göre, kafatası kemiklerindeki kabartılarla kendilerini gösteren spesifik beyin bölgeleri, spesifik davranışlarla ilişkiliydi. İşlevlerin lokalizasyonundaki yeni buluşlarla birlikte, Broca, özellikle ifade edici dil fonksiyonları alanında dilin işlenmesi konusunu geliştirmiştir. James ve Watson’un genel olarak psikolojinin prensiplerine ve özellikle nöropsikolojiye yaptıkları katkılar, bilişsel işlev teorilerini destekleyecek ampirik veriye duyulan gereksinmenin ve bilimsel yöntemlerin psikoloji araştırmalarına uygulanmasına olan duyarlılığın artmasına neden olmuştur. Lashley ve Goldstein’ın, nörolojik olarak sağlıklı ve nörolojik olarak hasar görmüş bireyler üzerinde yaptıkları çalışmalar, beyindeki lokalizasyonlar ile davranışlar arasındaki ilişkilerin daha iyi anlaşılmasına yol açmıştır. Halstead ve Luria ise, birbirlerinden farklı yöntemler kullanarak, davranışların değerlendirilmesinin, beyin hasarını kesin bir doğrulukla belirlemek için kullanılabileceğini açıkça göstermişlerdir.

Günümüzün nöroanatomik yapılarla davranışlar arasındaki ilişkilere bakış açısı, kafatasına dayanan kuramları reddeder. Bilişsel işlevlerin nöroanatomik substratları ile ilgili bilgiler nöropsikolojinin ana hedefi olmaya devam etmektedir. Günümüzde, bilişsel fonksiyonların, hem özel fonksiyonların lokalize alanlarına, hem de bilişe katkıda bulunan tüm beyin alanları arasındaki bağlantılara bağlı olduğu kabul edilmektedir. Nöropsikoloji, böylesine karmaşık bir sistemi anlayabilmek için, psikoloji, nöroloji, klinik nörobilimler, psikiyatri, istatistik, fizyoloji gibi çok çeşitli disiplinlerden uzmanların birlikte çalışmalarını gerektiren bir alandır.

Klinik Nöropsikoloji

Klinik nöropsikologlar, klinik psikoloji lisanslıdır ve nöropsikolojide uzmanlık eğitimi (doktora öncesi ve sonrası) alırlar. Klinik nöropsikologların en önemli rolü, hastalığı bilinen veya beyninde hasar olduğundan kuşku duyulan kişilerde bilişsel işlevlerin değerlendirilmesidir. Bilişsel işlevler, bireyin hem dış hem de iç uyaranları algıladığı, uygun uyaranı seçen ve uygun olmayan uyaranları inhibe eden, bilgileri kaydeden ve geri çağıran, uyaranlar arasındaki ilişkileri kurarak bilgiyi bir amaca yönelik olarak manipüle eden ve sonuçların davranışlar yoluyla ifade edilmesini sağlayan süreçler olarak kavramsallaştırılabilir. Klinik nöropsikoloji, bu davranışların değerlendirilmesinin, merkezi sinir sisteminin fonksiyonel bütünlüğünün sağlığı hakkında verdiği bilgilere dayanır.

Klinik Değerlendirme

Klinik nöropsikolojinin rolü, beyindeki herhangi bir hasarın davranışlar üzerindeki etkilerini aydınlatmak ve genetik, gelişimsel, duygusal ve deneyimsel faktörlerin bilişsel işlevsellik üzerindeki etkilerini açıklayabilmektir. Bu hedefe ulaşmak için nöropsikologlar, davranış testlerini kullanarak hastaların bilişsel işlevlerini değerlendirirler. Genellikle klinisyenler tarafından nöropsikolojik değerlendirmede kullanılan iki ana yaklaşım bulunmaktadır. Birincisi, standartlaştırılmış değerlendirme tekniklerini ve normatif beklentilerle bireysel performans ölçümlerinin karşılaştırılmasını içeren “nicel yaklaşım”dır. İkincisi ise, karşılaştırmalı standart performans ölçümlerini kullanarak, bireysel performans özelliklerinin derinlemesine analizi ile patognomonik (hastalığa özel) belirtileri saptayan “niteliksel yaklaşım”dır. Her ne kadar bu iki yaklaşım birbirinden bağımsız olarak gelişmişse de, klinik nöropsikolojideki güncel uygulamalar her ikisinin de özelliklerinden yararlanmaktadır.

Nöropsikologlar, testlerde hem nicel hem de nitel yaklaşımları birlikte kullandıkları gibi, aynı zamanda bilişsel işlevleri de gene çok boyutlu olarak test ederler. Örneğin, bir biliş biçimi olan sözel belleğin değerlendirilmesi, sadece hastalardan bir sözcük listesini hatırlamasını isteyerek de yapılabilir. Ancak, bu test yaklaşımı, kendi başına yeterli olamaz, çünkü sözel bellek, sözcük listelerini hatırlamaktan çok daha karmaşık bir yapıdadır. Bu nedenle, sözel belleğin değerlendirilmesi, hatırlama, gecikmeli hatırlama ve tanıma paradigmalarını kullanarak, sözcük listeleriyle birlikte, sözcük çiftlerine, cümlelere ve kısa öykülere ait belleği de test etmeyi gerektirir. Böyle bir değerlendirme stratejisi, bilişsel becerilerdeki spesifik zayıflıkları analiz etme olanağını ve çeşitli tedavi süreçlerinde kullanılabilecek yeterli verinin toplanmasını sağlar.

Beyin – biliş ilişkilerinin belirlenmesi psikopatolojik durumlarda kolayca gerçekleştirilemez. Majör bozukluklar üzerine hastalarla yürütülen birçok nöropsikolojik çalışmada, hastaların kullandığı psikotropik ilaçlar bilişsel işlevlerin ölçümlerini etkilemektedir. Ayrıca, çoğu bozukluk duygudurum içermektedir. Bu nedenle duygudurum ve motivasyon, nöropsikolojik test performansını da ciddi biçimde etkileyebilmektedir. Son yıllarda, “hastalıklar” yerine “spesifik sendromlar” veya “semptomlar” hakkındaki araştırmalara daha fazla önem verilmektedir. Örneğin, “şizofreniyi” açıklamaya çalışmak yerine, paranoid sanrılar gibi spesifik özelliklerini nöropsikolojik terimlerle açıklamaya çalışmak tercih edilmektedir.

Kaynakça:
– Bryan Kolb, Ian Q. Whishaw, “Fundamentals of Human Neuropsychology”, Worth Publishers.
– Muriel Deutsch Lezak, Diane B. Howieson, Erin D. Bigler, Daniel Tranel, “Neuropsychological Assessment”, Oxford University Press.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here