Beynimiz olağanüstü bir organ. Düşüncelerimizden ve duygularımızdan sorumlu. Kaslarımıza hareket etmelerini ya da tedbirli olup beklemelerini söylüyor. Çevremizde olup bitenlere bağlı olarak da büyüyebiliyor veya küçülebiliyor. Yapılan araştırmalar, çocuklukta karşılaşılan zorlukların da önemli bir etkisi olabileceğini gösteriyor. Ve, yaşanan stres beynin boyut ve biçimini kalıcı olarak değiştirebiliyor. Altı yaşından önce çok fazla stres yaşayan ve büyüdüklerinde bunalımlı, kaygılı, depresif gençler olan çocukların, ergenlik dönemindeki beyinlerinin boyut ve biçimi, rahat ve sağlıklı koşullarda bir çocukluk geçiren ergenlerin beyinlerinden farklı. Bu gençlerin, yıllar önce yaşadıkları stresleri içselleştirerek, olayları ve anılarının tetikledikleri duyguları zihinlerinde sürekli tekrarlamaları, beyinlerinin şeklini değiştiriyor.

Stresin Fiziksel Ve Zihinsel Etkileri

Herkes, günlük yaşamında bir miktar stres yaşamaktadır. İş ilişkilerinden çalışma çizelgelerine, önemli hedeflerimize ulaşmak için gösterdiğimiz çabadan hayallerimize kadar, bir yarıştayız ve üstesinden gelinmesi gereken çok şey var. Ancak sınırlı miktardaki stres normal hatta yararlı kabul edilirken, sürekli ve ağır stres fiziksel ve zihinsel sağlık için çok zararlı olabilmektedir. Stres yanıtı tetiklendiğinde, vücutta, nabzın hızlanması, adrenalin artışı, kanın ekstremitelerden uzaklaşması, kısa ve uzun vadeli değişiklikler getiren kortizol ve diğer hormonların salınımı gibi bir dizi değişiklik oluşmaktadır. Kortizolü tehlikeli yapan, sistemde gün boyunca kalmasıdır. Bu nedenle “bir numaralı düşman” olarak adlandırılmaktadır.

Kortizol fazlalığı, kilo alımı, osteoporoz, sindirim sorunları, hormon dengesizlikleri, kanser, kalp hastalığı ve şeker hastalığı gibi bir dizi fiziksel sağlık sorununa yol açabilmektedir. Kortizolün aynı zamanda beyin üzerinde de ciddi etkileri vardır. Kortizol, beynin anıları depolayan bölümü olan hipokampustaki nöronları küçültebilir, öldürebilir ve yeni nöronların üretimini durdurabilir. Hipokampus, öğrenme, hafıza ve duygusal düzenlemede kritik öneme sahiptir. Beyin kaynaklı nörotrofik faktör (BDNF), mevcut beyin hücrelerini sağlıklı tutan ve yeni beyin hücresi oluşumunu uyaran bir proteindir ve stresin beyindeki olumsuz etkilerini telafi edebilmektedir. Ancak kortizol, BDNF üretimini de engelleyerek yeni beyin hücrelerinin oluşumunu en aza indirmektedir. BDNF seviyesinin düşmesi, depresyon, şizofreni ve Alzheimer gibi hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Kortizolün, vücutta oluşturduğu glutamat fazlalığı sonucunda, glutamatın yarattığı serbest radikaller (oksijen molekülleri) beyin hücrelerine, oksijenin metale saldırdığı şekilde saldırmaktadır ve beyin hücrelerinin duvarlarında açtıkları delikler hücrelerin ölümüne neden olmaktadır.

Kronik stres ve aşırı aktif bir otonom sinir sistemi, kişilerin sağlıklarını olumsuz yönde etkiler. Kronik baş ağrısı ve soğuk algınlığına duyarlılığın artması gibi, ilk belirtiler nispeten hafiftir. Bununla birlikte, kişi kronik strese daha fazla maruz kaldıkça, daha ciddi olan diyabet, kalp hastalığı, hipertiroidizm, obsesif-kompulsif bozukluk, anksiyete, depresyon, cinsel işlev sorunları, diş ve diş eti hastalıkları, saç kaybı, obezite, ülserler gibi sağlık sorunları gelişir. Stres ayrıca prefrontal korteksi küçültmektedir. Bu da, karar verme, çalışma belleği ve dürtüsel davranışın kontrolünü olumsuz etkilemektedir. Stresin kritik nörotransmitterlerin, özellikle serotonin ve dopamin düzeylerini düşürmesi, kişiyi depresyona ve bağımlılığa eğilimli hale getirmektedir.

Çocuklarda stresin fiziksel belirtileri arasında, iştah azalması, yeme alışkanlıklarındaki değişiklikler, baş ağrısı, yeni ortaya çıkan veya tekrarlayan yatak ıslatma, uyku bozuklukları, kabuslar, mide bulantıları veya belirsiz mide ağrıları sayılabilir. Stresin çocuklardaki duygusal veya davranışsal belirtileri arasında da, kaygı, yeni ortaya çıkan veya tekrar eden korkular (karanlıktan korkma, yalnız kalmaktan korkma, yabancılardan korkma), öfke, ağlama, sızlanma, duyguları kontrol edememe, agresif ve inatçı davranışlar, geçmişteki bebek davranışlarına geri dönme eğilimi, aile ve okul etkinliklerine katılmama sayılabilir.

Stresin Beynin Biçim Ve Boyutlarına Kalıcı Etkileri

Bilim insanları, çocuk beyinlerinin biçim ve boyutlarının, yaşanan strese tepki olarak değişme gösterebileceğini zaten biliyordu. Ayrıca, istismar edilen, yoksulluk içinde büyüyen veya çeşitli travmalar yaşayan çocukların, yetişkinliklerinde depresyona girme olasılığının daha yüksek olduğu da biliniyordu. Bazı çalışmalar da, depresyondaki bu yetişkinlerin beyinlerinin biçim ve boyutlarında alışılmadık değişiklikler olduğunu göstermişti. Ancak, erken dönemde yaşanan stres ile yıllar sonra karşılaşılan kalıcılaşmış beyin değişikliklerinin birbirine bağlı olup olmadıkları bilinmemekteydi.

İngiltere’deki araştırmacılar, doğumlarından itibaren 18-21 yaşlarına kadar izledikleri yaklaşık 500 erkek çocuğun üzerinde bu bağlantıyı incelediler. O yıllar boyunca, anneleri çocuklarının yaşadıkları farklı stres türleri hakkındaki araştırma sorularını yanıtladılar. Bir ebeveyn ölümü oldu mu? Anne bir taciz yaşadı mı? Çocuk bir taciz yaşadı mı? Aile yoksul muydu? Çok sık mı taşınıp yer değiştirdiler? Çocuklar ergenliğe eriştikten sonra, artan sorular, gençlerin bunalımlı, depresif veya kaygılı görünüp görünmediğini de kapsadı. Daha sonra da, çocuklar erişkinliğe ulaştıklarında, araştırma ekibi manyetik rezonans görüntüleme (MRI) olarak bilinen teknolojiyi kullanarak beyin yapılarının görüntülerini topladılar.

Stresin Beyaz Ve Gri Maddelerin Miktarlarına Etkileri

Beyin, çoğunlukla beyaz ve gri maddelerden oluşmaktadır. Beyaz madde beyinde adeta bir metro sistemi gibi işlev görerek; gri cevherin farklı alanlarını birbirine bağlar ve mesajların hızlı bir şekilde dolaşımına yardımcı olur. Gri madde beynin yüzeyini örtmektedir. Gri renkte ve kısmen nöronlar adı verilen özel hücrelerden yapılmıştır. Gri madde, beynin, sıcak bir nesneye dokunulduğunda elin hemen geri çekilmesi için kaslara komut vermesi gibi, bilginin yönlendirilmesine yardımcı olmaktadır. Araştırmacılar, öncelikle mevcut gri madde miktarına odaklandılar.

Anketlere göre, altı yaşından önce büyük sıkıntılar yaşamış olan erkekler ya depresyondaydı ya da içine kapanık ergenler olmuşlardı. Bu çocukların, gri madde değişiklikleri ile büyümüş olma olasılıkları, rahat bir çocukluk geçirmiş olanlar ile karşılaştırıldığında, daha yüksekti. Beyinlerinin bazı bölgelerinde, gri madde hacmi küçülmüş görünmekteydi. Üst frontal girus, beynin, bazı çalışmaların depresyon ile bağlantılı olduğunu gösterdiği bir bölümüdür. Araştırma sonuçlarına göre, stresli bir çocukluk yaşamış gençlerin beyinlerindeki bu bölgede normalden daha az gri madde bulundu.

Bu arada, 393 anne-çocuk çifti üzerinde yapılan bir başka araştırmada da, farklı nörolojik gelişme dönemlerinde, stresin beyaz madde üzerinde de etkileri olduğuna dair kanıtlar bulundu. Bu etkilerin farklı gelişme zamanlarında ortaya çıkan gelişim süreçlerindeki farklılıklardan kaynaklandığı biliniyor. Geçmişte de yapılmış, doğum öncesi maternal stres, yaşamın ilk dört yılındaki doğum sonrası stres ve ergenlik çağındaki (12-16 yaş) stres üzerine çok sayıda araştırma, hem çocuklukta hem de ergenlikte strese maruz kalma olaylarını içeren doğum öncesi ve sonrası olumsuzlukların, korpus kallozumdaki ve beynin bütünündeki beyaz maddenin yapısal özelliklerinde değişiklikler yaptığını göstermektedir. Prenatal stres ile beyaz madde özellikleri arasındaki ilişkilerin, nörojenezin anormallikleriyle ilişkili olabileceği, aksonların sayısını ve yoğunluğunu etkilediği, doğum sonrası stresin ise miyelinasyon veya aksonların radyal büyümesi ile ilgili süreçleri etkileyebildiği görülüyor.

Stresin Prekuneus Bölgesindeki Etkileri

Gene, altı yaşından önce yoğun stres yaşamış erkeklerin beyinlerinin farklı bir bölümünde de, normalden daha fazla gri madde vardı. Prekuneus olarak adlandırılan bu alan, kendilikle ilgili zihinsel görüntü, epizodik hafıza ve görsel-mekansal kavramayla ilişkilidir. Prekuneus, insanın kendi kişilik özelliklerini diğer insanlarla kıyaslama, yansıtmacı öz farkındalık, kendini yineleyen benlik bilinci oluşturma gibi süreçlerle de ilişkilendirilmiştir. Bilim insanları, bu bölgenin aynı zamanda, istismar ve diğer kötü deneyimlerle ilgili bilgileri işleme göreviyle de bağlantılı olduğunu, prekuneusta meydana gelmiş aşırı gri maddenin, beynin stres ve istismarla baş etmeye çalışmasının sonucunda ortaya çıktığını düşünmektedir.

İngiltere’nin, bilimsel çalışmalara en büyük maddi destek veren ünüversitelerinden biri olan Londra “King’s College” araştırmacılarından ve Harvard Tıp Okulu uzmanlarından psikolog Sarah Jensen’e göre, prekuneus, beyni bir tür “varsayılan modu” na ayarlıyor. Sağlıklı insanlarda, bu varsayılan mod, hayal kurma, konuyla ilgisi olmayan şeyler düşünme ve özdüşünüm sırasında aktifleşiyor. Ancak bu varsayılan modu doğru çalışmadığında, ortaya depresyona yönelen bir ayarlama çıkıyor. Araştırmacılardan gelişim psikolojisi uzmanı Barker’e göre, stres ve sorunları içselleştirme, sonunda gri madde azalmasıyla bağlantılı. Ekibin yaptığı tüm analizler, çocuklar için, kendilerini sıkıntıda hissettiklerinde başkalarıyla konuşmanın ne kadar önemli olduğuna işaret ediyor.

Sorunlarınız olduğunu düşünüyorsanız, çok kaygılıysanız ya da çok fazla depresif düşünceniz varsa, bunları içinizde biriktirmemek ve bilgi sahibi birileriyle paylaşmanız beyin yapınızı korumak açısından da önemli. Bizi kuşatan çevremizde olup bitenler düşüncelerimizi ve duygularımızı etkiliyor. Çevrenizdeki bir şeyleri değiştirebiliyorsanız, birçok şeyin gidişatını da değiştirebilirsiniz.

Kaynakça:
– Tomas Paus, Melissa Pangelinan, Lassi Björnholm, Sarah Jensen, “Associations between prenatal, childhood, and adolescent stress and variations in white-matter properties in young men”, NeuroImage, (2017).
– Sarah Jensen, Deborah H. Schwartz, Erin W. Dickie, Edward D. Barker, “Effect of Early Adversity and Childhood Internalizing Symptoms on Brain Structure in Young Men”, Jamapediatrics, 2015.1486.

Yazar: Oben Güney Saraçoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here