Türleşme: Coğrafi İzolasyonun Rolü

Türleşme

Türün nasıl türediğini göz önünde bulundurarak -türleşme olgusu- dallanan türleşme süreçleri üzerinde yoğunlaşacağız. Dallanan türleşmede atasal bir tür evrimleştikçe giderek artan şekilde benzemeyen iki ya da daha fazla tür oluşturur.

Coğrafi İzolasyonun Rolü

Türleşme, terimsel olarak üreme izolasyonuna göre tanımlandığından dallanan türleşmenin temel sorusu şu olmalıdır: Başlangıçta aynı gen havuzunu paylaşan iki popülasyon nasıl tamamen ayrı iki gen havuzu haline gelebilir? İki popülasyon arasında etkili gen akışı imkanı nasıl ortadan kalkar? Gen değişim engelleri nasıl oluşur?
Çoğu zoolog, türleşmeyi başlatan süreçlerin çoğunun başında coğrafi ayrılmanın geldiği fikrinde uyuşurlar. Bir türün popülasyonları doğrudan ya da dolaylı yollarla bağlantıda olduğu sürece gen akışı sistem içinde normal olarak devam edecek ve ayrılma oluşmayacaktır. Ancak bir sistemdeki değişik popülasyonların birçok karakterinde sapmalar oluşabilir ve böylece yukarıda vermiş olduğumuz tür içi varyasyon daha da artar. Fakat başlangıçta devamlılık oluşturan popülasyonlar sistemi, türün yayılışına engel oluşturan bazı coğrafik oluşumlarla bölünürse ayrı popülasyon sistemleri artık gen alışverişinde bulunamayacaklar ve bundan sonra evrimleşme bağımsız olarak devam edecektir. Böylesi popülasyonlara allopatrik tam ifadesiyle “ayrı gruplar” denir. Oysa simpatrik popülasyonlar aynı habitatı paylaşırlar. Yeterli zaman verildiğinde iki ayrı populasyonsisteminin her biri kendi yolunda evrimleşeceğinden birbirlerinden daha fazla farklılaşacaklardır. Başlangıçta aralarındaki üreme izolasyonu sadece coğrafidir -fiziksel ayrılmaya bağlı izolasyon- ve bunlar, kendi aralarında üreyebilme potansiyelini sürdüreceklerdir: Modern tür tanımına göre bu popülasyonlar bu koşullarda aynı türe dahildirler. Ancak sonunda genetik olarak o kadar farklılaşabileceklerdir ki bağlantı sağlansa bile aralarında etkili gen akışı olmayacaktır. Farklılaşma bu noktaya ulaştığında iki popülasyon sistemi iki ayrı tür oluşturur.
Coğrafi olarak birbirinden ayrılmış popülasyon sistemlerini farklılaştıran en az üç faktör vardır.
1- İki sistemin başlangıçta bir ölçüde farklı gen frekanslarına sahip olma şansları yüksektir. Çoğu türler coğrafi varyasyon gösterdiğinden coğrafi bir engelin varyasyon gösteren bir türü genetik olarak tamamen aynı iki parçaya bölme olası lığı çok düşüktür. Engelin, popülasyonu bir klinin uç kısımları gibi daha önce kalıtsal olarak farklı popülasyonları bölme olasılığı çok daha yüksektir. Ayrılma, süreklilik gösteren yayılışın yeni bir coğrafi engelle bölünmesiyle gerçekleşenden başka diğer bazı yollarla gerçekleşebilir. Örneğin, sıklıkla az sayıda birey yeni oluşmuş olan engeli geçmeyi başarabilir ve coğrafi olarak izole olmuş yeni bir koloni oluşturabilir. Popülasyonu bölen neden ne olursa olsun eğer bir grup nisbeten küçük ise kuşkusuz ki bu popülasyonun bireyleri doğal olarak atasal popülasyonun gen havuzunda var olan toplam varyasyonun nisbeten küçük bir yüzdesini kendi genotipleri ile birlikte taşıyacaklardır ve bu nedenle yeni koloni atasal populasyondan çok farklı alel frekanslarına sahip olacaktır. Kurucu etkisi denen bu özel durum genetik sürüklenmeden farklı bir olaydır. Açıkça iki populasyonun başlangıçtan itibaren genetik potansiyelleri farklı ise bunların ilerideki evrimleşme yolları da farklı olabilir. Şu an bunun çoğu coğrafi izolasyon durumlarının kurucu etkisi ve genetik sürüklenme gösteren küçük popülasyonları kapsadığı düşünülmektedir.
2- Ayrılmış popülasyon sistemleri olasılıkla farklı mutasyonlar geçirecektir. Mutasyonlar rastgeledir (bazılarının oluşma olasılığının diğerlerinden daha yüksek olmasına karşın) ve bazı mutasyonların popülasyonlardan birinde oluşma şansı yüksek iken diğerlerinde değildir ya da tersi durumlar olasıdır. Popülasyonlar arasında gen akışı olmadığından bunların birinde oluşan yeni bir mutant gen diğerine yayılamayacaktır.
3- İzole popülasyonlar farklı yayılış alanlarına sahip olduklarından hemen hemen kesin olarak farklı çevresel seçilim baskılarına maruz kalacaklardır. İki ayrı yayılış alanının her birinin, önemli çevresel faktörler bakımından aynı olma şansı esas olarak sıfırdır.
Türleşmeye götüren mekanların ayrılmasına neden olan engeller çok çeşitlidir. Fiziksel ya da ekolojik nitelikteki herhangi bir engel, söz konusu olan türün hareketini önler. Bir tür için engel oluşturan şey diğeri için oluşturmayabilir. Açıkçası orman ortamında yaşayan bir tür için çayırlık bir alan engel oluştururken çayırlıkta yaşayan bir tür için değildir. Bir dağ ortamı, yalnız ovada yaşayabilen bir tür için bir çöl ortamı nemli ortama ihtiyaç duyan bir tür için ve bir vadi, dağda yaşayan bir tür için engel oluşturur. Okyanuslar ve buzullar çok sayıda bitki ve hayvanın türleşmesinde rol oynamış geniş ölçekli engellerdir. Şimdi türleşmeye yol açan günümüz coğrafik izolasyon örneklerini inceleyelim.
En çok değinilen örneklerden biri, Büyük Kanyon’un kuzeyinde bulunan Kabibab sincabı ile güneyinde bulunan Abert sincabıdır. Bu sincapların her ikisi çok yakın akrabadır ve aynı atadan türedikleri konusunda kuşku yoktur, ancak şimdi hemen hemen aralarında hiç üreme yoktur. Çünkü büyük kanyonu geçemezler. Biyologlar morfolojik olarak farklı bu iki grup sincabın tam bir tür düzeyine ulaşıp ulaşmadığı ya da bunların bir türün belirgin coğrafi varyantları olarak alınıp alınmaması gerektiği konusunda anlaşamamaktadırlar. Ancak var olan gerçek, Büyük Kanyon’un iki popülasyonu ayırdığı, dolayısıyla sonuçta bu popülasyonların en azından tamamen ayrı türler düzeyine yaklaşana kadar divergent olarak evrimleşecekleridir. Aynı şekilde Büyük Kanyon, çok yakın akraba gri ve beyaz kuyruklu antilop sincaplarını ve kaya cep faresi ile uzun kuyruklu cep faresinin de yayılış alanını bölen Pasifik adalarında, çok yakın akraba olan ve aynı popülasyondan türediği açık olan iki salyangoz türü, salyangozların geçemediği ağaçlık sınırlarla ayrılmış vadi düzlüklerinde yaşarlar. Amerika Birleşik Devletleri’nde ayrı oyuklarda yaşayan kör oyuk kınkanatlıları (Pseudanophthalmus cinsi) sıklıkla tümüyle türleşme seviyesinde farklılaşmışlardır.

Kaynakça:

https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :