Bilgiustam
Türkiye'nin Bilgi Sitesi

Fazla Kilolar Hangi Tehlikeli Sistemik Değişikliklere Yol Açıyor?

0 3

İştah artışı, örneğin çocukların ve ergenlerin büyüme dönemlerinde veya yorucu aktiviteler sonrasında ortaya çıkan normal bir fizyolojik durumdur. Diyabet, hipertiroidizm ve Graves hastalığı gibi bazı endokrinolojik durumlarda ise iştah artışı anormal bir durumun işareti olabilir. İştah artışı, bazı duygusal veya psikolojik koşullarda, stres, anksiyete veya depresyona yanıt olarak da görülebilir. Hipoglisemi atakları da aşırı açlığa neden olabilir. Bazı ilaçların yan etkileri arasında da sayılmaktadır. Anormal derecede artan bir iştah (polifaji) olup olmadığını belirlerken, duygusal veya fiziksel faktörlerin dikkate alınması gereklidir.

Kilo alma, vücut sıvısı, kas kütlesi veya yağ artışından kaynaklanabilir. Vücut sıvısında bir artış ilaçlar, sıvı ve tuz tutulumu, intravenöz sıvı infüzyonu, böbrek veya kalp yetmezliği sonucu olabilir. Spor yaparken de kas kütlesindeki artışla birlikte kilo artışı görülür. Vücuttaki yağ artışı ise, beslenme yanlışlığı nedeniyle veya hareket eksikliği dolayısıyla vücudun kasları yağa dönüştürmesi sonucu gelişir. Aşırı kilo alma, obezite olarak adlandırılmaktadır. Obezite, çevresel (diyet, egzersiz, yaşam tarzı, vb.), hormonal ve kalıtsal (genetik) faktörlerin ortak etkisiyle oluşan bir durumdur.

Her durumdaki kilo fazlasının hangi değişikliklere yol açtığını bulmak için, milyarlarca ölçümü içeren muazzam miktardaki veri incelenerek, insan vücudunun kilo alma dönemlerinde geçirdiği değişikliklerin detaylı bir grafiği oluşturuldu. Stanford Üniversitesi’nden bir ekibin yaptığı araştırmada, kiloların insan vücudunda yaptığı değişiklikleri bulmak için çeşitli biyolojik profil oluşturma teknolojileri bir araya getirildi. Araştırma sonuçları, kiloların kişinin mikrobiyomundan, bağışıklık ve kardiyovasküler sistemlerine kadar her şeyini ciddi olarak etkilediğini ortaya çıkardı.

Araştırmacılardan Michael Snyder, “Buradaki amaç, kilo alımı ve kaybı sırasında, olanları daha önce yapılmamış bir seviyede incelemekti” dedi. Araştırmada, normal insülin hassasiyetine sahip 10 sağlıklı katılımcı ve hücrelerin insülini etkin bir şekilde işleyemediği ve tip 2 diyabetin öncüsü kabul edilen insüline direnci olan 13 sağlıklı katılımcı incelendi. Toplam 23 kişiden toplanan ayrıntılı bilgiler, araştırmacıların “çoklu omik stratejileri” adıyla etiketledikleri farklı alanların geniş bir kesitini kapsıyordu. Veriler, genler, mikrobiyomun bakteri bileşimi ve protein üretimi hakkındaki bilgileri de içeriyordu.

İlk elde edilen temel ölçümlerle, katılımcıların iki grubu arasındaki ilk farklılıklar tespit edildi. Başlangıçta görülen en büyük farklılık, insüline dirençli kişilerin kanlarında iltihaplı moleküler belirteçlerin varlığıydı. Snyder, bu tür bir moleküler işaretin, ileride, tip 2 diyabet gelişme riski taşıyanlara daha iyi yardımcı olunabilmesi açısından önemini vurguluyor.

Sonraki aşamada, tüm katılımcılar bir ay boyunca yüksek kalorili bir diyetle beslenip, ortalama 2.7 kg kazandılar. Tüm veri profilleri tekrar toplandı ve bu kadar az kilo almaya rağmen moleküler değişimler olduğu gözlemlendi. Kilo artışı sonrası tüm katılımcılarda tespit edilen en önemli değişiklik ise sistemik bir inflamatuar yanıttı. Yükselmiş iltihap belirteçleri, protein üretimi ve gen ekspresyonu da dahil olmak üzere birçok açıdan tepkiler oluştuğu kaydedildi. Bu sistemik tepkiler, katılımcılar almış oldukları kiloları verir vermez, çok hızlı bir şekilde ortadan kalktı.

Araştırmacıların kaydettiği en beklenmedik değişim ise, bir tür kalp yetmezliği olan dilate kardiyomiyopati adı verilen ölümcül hastalıkla bağlantılı bir gen aktivasyonuydu. Sonuçlar, tümüyle insan vücudunun nasıl işlediğiyle uyuşuyor. Vücudumuz yalnızca çeşitli bileşenlerin bir araya geldiği bir yığın değil, bütün bir sistem ve insanlar kilo aldıklarında sistem genelinde değişiklikler olmakta.

Bu çalışma belki de, yeni veri toplama yöntemlerini birleştirerek işlevsel gözlemleri ortaya çıkarmasıyla, en önemli kazancı sağladı. Detaylı moleküler çalışmalar, yalnızca hafif kilo almanın bile yapabileceği sistemik değişikliklere ışık tutmanın çok ötesinde, tıpta hacimli verilerin ayrıntılı işlenmesiyle, hastaların bireysel biyolojisine tam olarak odaklanmada ve tedavilerin kişiselleştirilmesinde geleceğe doğru atılan bir adımdır.

Kaynakça:
-Stanford Medicine News Center, “Weight Flux Alters Molecular Profile”, (2018).
-Brian D.Piening, Wenyu Zhou, Kevin Contrepois,Tracey L.McLaughlin, George M.Weinstock,
Michael P.Snyder, “Integrative Personal Omics Profiles during Periods of Weight Gain and Loss”, Elsevier Inc.,Cell Systems 6,114, (2017).
-William C.Shiel Jr., “Weight Gain: Symptoms & Signs”, MedicineNet, Inc., (2017).

Yazar:Oben Güney Saraçoğlu

Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.