Kalp Atışının Sinirsel Kontrolü

Kalp hızının sinirsel kontrolü, otonomik kontrole güzel bir örnek oluşturur. Burada efektör (bu durum için kalp kası) bilinçli kontrol altında değildir (her ne kadar bilinçli olarak kendimizi isteyerek heyecanlı bir duruma sokup yine isteyerek dinlenme durumuna geçip kalp hızını bilinçli olarak ve dolaylı yoldan değiştirebilirsek de). Kalbin atması için sinir impulsları gerekli değildir; çünkü atımlar, doğrudan kalbin duvarı içindeki S-A düğümünde başlatılırlar. Fakat S-A düğümünün ritmi, buraya gelen iki tip sinir tarafından değiştirilebilir. Bunlardan simpatik sinirler
S-A düğümünü uyarırken parasimpatik sinir bunu inhibe eder. Kalbe gelen simpatik sinirler, omuriliğin torasik bölgesinde merkezi sinir sisteminden çıkarlarsa da, bunların taşıdığı impulsların kaynağı, beynin medulla bölgesindeki kalp hızlandırıcı merkezdir.
Benzer biçimde parasimpatik sinirlerin taşıdığı impulslar, medulladaki kalp yavaşlatıcı merkezden çıkar. Eğer kan basıncı yüksekse boyundaki karotit atardamarlarında ve aortun yay yaptığı yerde (ve daha az miktarda diğer arterlerde) bulunan basınç reseptörleri uyarılırlar. Bunlardan medullaya giden impulslar, kalp hızlandırıcı merkezden çıkan simpatik yolları inhibe ederlerken, aynı zamanda kalp yavaşlatıcı merkezden çıkan parasimpatik yollar aktive edilir. Sonuçta kalp atım hızı yavaşlatılır. Kan basıncı düşünce de basınç reseptörleri daha az uyarılır ve bunun sonucunda bunların medullaya gönderdikleri impulslar da azalır. İnhibisyondan kurtulan simpatik yollar, kalp hızlandırıcı merkezden S-A düğüme daha çok impuls taşamaya başlarken, parasimpatiklerin impuls taşıması azalır. İmpuls çıkartma hızının otomatik olarak değiştirildiği bu sistem, karotit atardamardaki ve aorttaki kemoreseptörlerden gelen impulsların hızlandırıcı merkezi uyarmaları yoluyla da aktive edilebilir. Bu kemoreseptörler, kandaki 02 azalması ve CO2 artması sonucunda uyarılırlar. İmpuls aktarma hızı, sağ atriyum duvarında yer alan reseptörlerden gelen impulsların hızlandırıcı merkezi uyarması sonucunda da artırılır. Bu reseptörler, atriyum kanla dolunca impuls çıkartmaya başlarlar. Sonuç, kalbin atım hızının artmasıdır (bir çift hormon, kan basıncındaki değişimlere cevap olarak kalbin kasılma gücünün ayarlanmasında rol oynar.). Böylece kalbin atım hızı kısmen medulladaki hızlandırıcı ve yavaşlatıcı merkezlerin nisbi aktivitesine bağımlıdır. Bu merkezlerin aktivitesi de kısmen arterlerdeki gerilme reseptörlerinden ve kemoreseptörlerden aldıkları uyarımlara bağımlıdır. Bu durumda bu otonom refleks devreleri, kalbin hızını, bir negatif geri bildirim döngüsüyle hassas olarak ayarlamaktadırlar. Medulladaki iki merkez, beynin diğer kısımlarından gelen sinyallerden de ciddi olarak etkilenir. Örneğin, bir insan, aniden korkutucu bir şey gördüğünde kalp atışları hızlanır. Bu cevabı yaratan beyindeki bazı işlem merkezlerinin medullaya gönderdikleri impulslardır. Biri vücut sistemlerinin dengesini geri bildirim yoluyla koruyan, diğeri hayati tehlike yaratan koşullarda kontrolü ele alan bir acil durum sistemi olan bu iki kontrol çeşidi ilginç bir parasimpatik/simpatik sistem analoğudur. Bu, bize aynı zamanda daha önce gördüğümüz iki tip refleksi hatırlatır. Bunlardan biri dengeyi koruyan diz kapağı refleksi, diğeri acil durumları karşılayan geri çekme refleksidir.

Kaynakça:
https://www.sciencedirect.com

Yazar: Taner Tunç

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :