Genellikle, matematik sınavlarında başarısız olacaklarını düşünen, matematik becerilerine güvenmeyerek panikleyenlerin elde ettikleri sonuçlar, sayıları çok önemsemeyenlere göre daha kötü olmaktadır. Aslında, matematik kaygısı her yaştan insanı etkilemektedir. Matematik derslerinde düşük performansa neden olurken, etkileri mezuniyetle bitmemektedir. Bu stres, hayat boyu, hesaplamalara dayalı her alandaki işlerin veya projelerin önünde ciddi bir engel oluşturabilmekte, meslek seçimlerinde bile etkili olmaktadır.

Ancak bu mutlaka hep böyle olacak anlamına da gelmiyor. Minnesota Üniversitesi’nin eğitim psikolojisi uzmanlarından Psikolog Rose Vukovic’e göre, bir öğrencinin matematikten endişe duyması, matematikte mutlaka kötü olduğu anlamına da gelmiyor. Matematik kaygısı yönetilebilir bir sorundur. Araştırmacılar yıllardır bununla baş edebilmenin yollarını aradılar ve sonunda sayılarla yakın arkadaş olunabilecek kadar etkili sonuçlara ulaştılar.

Kaygı Nedir?

Kalp çarpıntısı, gergin kaslar, alnınızdan süzülen ter damlaları gibi fiziksel tepkiler, vücudun stresli ve potansiyel olarak tehdit edici bir durumla başa çıkmaya hazırlandığını gösterir. Bazen bu tehdit gerçektir. Örneğin, önünüzde bir yılan veya derin bir uçurum olabilir. Bazen tehdit, örneğin, girdiğiniz sınavdaki test soruları gibi sizi öldürmeyecek bir olaydan da kaynaklanır. Hayatını tehdit etmeyen olaylar tarafından tetiklenen stres anksiyete yani kaygı olarak bilinir. Kaygı zihinde yaşar. Ancak tetiklediği stres, vücudunuzu etkiler. Kaygı korkuyla ilgilidir ve korku, bir tehlike ile karşı karşıya kaldığımızda yaşadığımız duygudur.

Beyin tehlikeyi algıladığında, bir dizi kimyasal tepkiyi başlatan düğmeye basar. Sinir hücreleri birbirlerine sinyal göndermeye başlarlar. Beyin çeşitli hormonları serbest bırakır. Korkunun tetiklediği bu kimyasallar, vücudu ya savaşmaya ya da kaçmaya hazırlar. Bu tepki, stresin evrimsel amacıdır. Kan el ve ayak parmaklarından ve sindirim sisteminden çekilerek kol ve bacaklardaki büyük kaslara toplanır. Bir kavgayı sürdürmek ya da hızlı bir kaçışı sağlamak için gerekli olan oksijeni ve besin maddelerini sağlar.

Bazen, bir tehdidin gerçek olup olmadığını bilmesek bile, yanlış alarm durumlarında da bu tepki ortaya çıkabilir. Vücudumuz tehlikeye şans vermek istemez. Atalarımız bu nedenle hayatta kaldılar. Evrimin, insanlara ve hayvanlara bazı durumlarda hiper tepki gösterme özelliği kazandırmış olduğu söylenebilir. Ancak, bu hiper tepki zaman zaman işe yarasa da, eğer aşırı duyarlı hale gelmişsek, artık kaygıya dönüşmüş demektir. Kaygı, olup olmayacağı belirsiz, görünmeyen bir tehlikeden korkmamızla doğar.

Ortada gerçek bir kavga veya kaçış olmadığından, vücudumuz serbest bırakılan hormonları ve beyin sinyalizasyon bileşiklerini (nörotransmitterleri) temizlemeye kalkışmaz. Sürüp giden tepki durumu giderek bizi sersemletir, beynimiz kaslarımıza gönderilen oksijenin eksikliğini yaşar, karın ağrıları başlar. Ve stresle başa çıkmada adeta felce neden olan bir yetersizliğe yol açabilir. Böyle bir durumda kaslarınızı gevşetmeniz ve derin nefes alıp vermeniz vücudunuzda gerekli temizliği yaparken, beyninizin yeterli oksijene kavuşmasını sağlayarak normale dönmenize yardımcı olacaktır.

Matematik kaygısı nedir?

Herkes matematik kaygısını orta ve lise öğrencilerinde sıklıkla karşılaşılan bir sorun olarak düşünmektedir. Oysa, 12 yaşına geldiklerinde, çocuklar zaten matematikte birçok kötü deneyim edinmiş oluyorlar. Sayılarla çalışma konusundaki panik çok daha erken yaşlarda başlamakta. Bazı öğrencilerde matematik kaygısı birinci sınıfın başlarında ortaya çıkıyor. Ancak, bu konunun ayrıntılı bir biçimde açıklığa kavuşturulması, bir tür tavuk ve yumurta hikayesi. Matematik kaygısı mı düşük performansa neden oluyor, yoksa beceri sorunları mı kaygıya neden oluyor?

Araştırmalar, ikisinin de birbirlerinden beslendiğini ortaya koyuyor. Gerçekten de, eğer zayıf matematik bilgisi tek neden olsaydı, bilgi ve becerileri geliştirerek sorunu çözmek mümkün olurdu. Oysa, anksiyete ile ilgili araştırmalar, kaygıyla başa çıkıldığında matematik performansının yükseldiğini gösteriyor. Bu, kaygının, kişinin becerileri söz konusu olmadan, tek başına matematik performansını sabote edebildiğini gösteriyor.

Anksiyete, beyindeki “çalışma belleği” ile etkileşime girmektedir. Bu bellek, aynı anda birden fazla farklı bilginin akılda tutulabilmesine olanak vermektedir. Nevada Üniversitesi’nden Psikolog Mark Ashcraft, kaygının matematiğin kavranmasındaki etkisini, matematikle ilgili kaygının çalışma belleği kaynaklarını tüketmesi olarak açıklıyor. Ama kaygının etkisi bununla sınırlı değil. Georgetown Üniversitesi’nden Psikolog Ian Lyons ve Illinois Üniversitesi’nden Psikolog D.C. Sian Beilock, matematik problemi çözen deneklerin beyinlerini izleyen bir araştırma yaptılar. Matematik kaygısı yüksek olan deneklerde, bir matematik deneyine katılacak olmanın, beyinlerinde acıyla ilişkili alanları harekete geçirdiğini gördüler. Başka bir deyişle, matematik kaygısı can yakıcıydı. İlginç olan, problemlerin çözümü sırasında deneklerin beyinlerinde aynı hareketlenmenin görülmemesiydi.

Neden Matematik?

Birçok neden anksiyeteyi tetikleyebilir. Yeni bir kente taşınmak, sahnede rolünün sözlerini hatırlamaya çalışmak, sokakta bir kavgayla karşılaşmış olmak kaygı nedenleri olabilir. Ancak araştırmacılar, en ağır akademik konular arasında bile, kaygı söz konusu olduğunda matematiğin ilk sırayı kaptırmadığını söylüyor. İnsanların “kimya kaygısı” ya da “coğrafya kaygısı” yaşadıklarını söyledikleri duyulmamıştır.

Neden fizik, biyoloji ya da edebiyat değil de, matematik? Bunun nedeni, yaklaşım biçimi başka bir deyişle zihniyet yapısıdır. Çoğunlukla, matematiksel becerilerin var ya da yok olduğuna inanılıyor. “Bu çocukta matematikçi kafası var mühendis olacak” cümlesi çok duyulmuş bir masaldır. Bu yaklaşım, bir öğrencinin matematikte başarılı olması için doğuştan son derecede yetenekli olması gerektiğini kabul eder ve bilim dışıdır. Bu şekilde düşünen öğrenciler de matematikte zorlanmaktadır. Bu tutum, kişi herhangi bir matematik probleminde biraz zorlandığında, matematik kafasına sahip olmadığı düşüncesini de pekiştirmektedir.

Birçok eğitim araştırmacısı bunun yerine “gelişmeci zihniyetin” daha gerçekçi olduğunu ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, yeterli çabayla, çalışarak, herhangi bir alanda gerekli becerinin kazanılabileceğini kabul eder. Bu zihniyete sahip olanlar başarısızlığı bile öğrenme fırsatı olarak değerlendirir. Araştırmalar, gelişmeci yaklaşıma sahip öğrencilerin daha fazla öğrendiklerini ve notlarının çok daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Bu yaklaşımı örneklemenin en iyi yolu, matematiği müzik veya spor ile karşılaştırmaktır. Bir piyanonun önüne oturup hemen bir Beethoven sonatı çalması kimseden beklenemez. Benzer bir şekilde, basketbol sahasına ilk kez çıkan hiç kimseden üç sayılık bir atış yapması beklenemez. Elbette, bazı kişiler bunları diğerlerinden daha kolay öğrenmektedirler. Yine de, sabırla çalışan herkes, eğer herhangi bir rahatsızlığı yoksa, piyano çalmakta veya basketbolda daha iyi olmayı başarabilir. Ve dünya çapında ünlü bir besteci veya olimpiyat madalyalı sporcu olmasa bile (ki olabilme ihtimali de vardır), beğenilen iyi bir müzisyen veya başarılı bir sporcu olabilir. Bu, matematik için de geçerlidir.

Stres nasıl yönetilir?

Matematik bilgisi, STEM olarak bilinen, bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik alanlarındaki birçok kariyer için önemli bir unsurdur. Matematik kaygısı, bilim adamı veya mühendis olmak isteyen öğrencilere engel oluşturabilir. Bunun ötesinde matematik, yemek yapmaktan alışverişe kadar pek çok gündelik işlerde hayat boyu kullanılmaktadır. Matematikle ilgili stresi yönetmenin anahtarı, stresle ilgili düşünceleri, matematik problemleri için gerekli bilgi ve işlemlerle ilgili düşüncelerden ayırıp soyutlamakta gizlidir. Düşünceleri ayrıştırmayı, deyim yerindeyse çeşitli çekmecelere koymayı öğrenmek, her türlü stresi uzaklaştırıp, kaygıyı bir kenara bırakmanın püf noktasıdır. Kişi önce azimle çalışarak öğrenebileceğine ve başarabileceğine inanmalı, önündeki problemleri çözmeli, daha sonra bu yöntemle giderek boşalacak kaygı çekmecesinde neler olup bittiğine bakmalıdır.

Georgetown Üniversitesi araştırmacıları, matematik kaygısını, kalabalık önünde konuşma kaygısıyla karşılaştırarak, kolay anlaşılır bir örnek veriyorlar. Birçok kişi için, kalabalık önünde konuşma yapmak veya performans sergilemek endişe konusudur. Buna “sahne korkusu” denilmektedir. Ya bu korkuya olumlu yaklaşıp onu heyecana dönüştürerek kendinizi psikolojik olarak “başarmaya hazır” hale getirir ve alkışları toplarsınız, ya da bu korkuya olumsuz yaklaşıp onu dehşete dönüştürerek kendinizi psikolojik olarak “kopacak kadar gergin” hale getirebilirsiniz. Stresi, yapacağınız işin üstesinden gelmek için olumlu bir meydan okuma silahı olarak kullanın ve başarıyı hedefleyen bir oyun planı hazırlayın.

Stresin çalışma belleğine olan etkisi nedeniyle, eğer matematik kaygısı varsa, sınavlarda test çözmek daha zordur. Yapılması gereken iki görev var: Hem matematik hem de endişe ile uğraşmak. Araştırmacılar, matematikle stresi ayırmanın, öğrencilerin matematik kaygısıyla başa çıkmalarına yardımcı olup olmadığını anlamak için de ayrı bir deney yaptı. Öğrencileri iki gruba ayırdılar. Bir grup, verilen yedi dakikalık bir sürede, matematik kaygısı hakkında bir yazı yazarak, daha önceki sınavlarda yaşadıkları üzerine düşüncelerini ve duygularını anlattı. Diğer grup sessizce oturarak onların yazılarını bitirmelerini bekledi. Daha sonra tüm öğrenciler matematik sınavına alındı.

Matematik kaygısı üzerine yazı yazan grupta yer alanlar, yazmamış olan diğer gruba göre çok daha başarılı oldular. Yazdıkları yazılar, öğrencilerin endişeleri üzerinde düşünmelerini ve duruma daha gerçekçi bakmalarını sağlamış oldu. Araştırmacılar, böylece bir sınav öncesinde duygularıyla baş etmiş olanların çalışma belleklerini geri kazandıklarını, sınav sırasında da matematiğe daha iyi odaklanabildiklerini kanıtlamış oldular.

Ebeveynler ve Öğretmenler nelere dikkat etmeli?

Yetişkinler, bazen çocukların matematik hakkındaki streslerini gidermekte zorlanırlar. Bunun önemli bir nedeni, eski kuşağın da matematik kaygısı yaşadığı ve stresini çocuklarına da aktarıyor olmasıdır. Ayrıca, ebeveynler ve öğretmenler kız öğrencilerle çalışırken özellikle dikkatli olmalılar. Yakın tarihli bir araştırma, gelişmiş ülkelerde kızların erkeklerden daha fazla matematik kaygısı taşıdıklarını ortaya koydu. Az gelişmiş ülkelerde ise cinsiyetler arasında gene fark olmakla birlikte daha düşük. Bu, matematik kaygısında görülen cinsiyet farklılıklarının, yalnızca biyolojik nedenlerden değil, kültürel mesajlardan da kaynaklanıyor olabileceğine işaret etmektedir. Bir başka araştırmada da, matematik kaygısı olan kadın öğretmenlerin kaygılarını farkına varmadan sınıflarındaki kızlara geçirebildiği görüldü. Bu potansiyel sorunlardan haberdar olmak, velilere ve öğretmenlere, istenmeyen yanlış mesajları çocuklara aktarmamaları açısından yardımcı olabilir.

Yetişkinler çocuklarla başarı ve başarısızlık konusunda konuşurken de dikkatli olmalı, çocukların kendi yeteneklerini ve zekâlarını nasıl gördüklerini etkilememeye özen göstermelidir. Niteliklerini değil, çabalarını övmeye dikkat etmek, inatla çalışarak başarmayı öğretmek çok önemlidir. Bir çocuğa zeki olduğunu söylemek, onun özgüvenini arttırmaya yardım eder gibi görünse de, uzun vadede geri tepeceğini gösteren çok sayıda araştırma var. Çocuk, herhangi bir başarısızlıkla veya daha güçlü bir rakiple karşı karşıya kaldığında, kendisi hakkında şüpheler beslemeye başlayacak ve kandırıldığı hissine kapılacaktır. Zeka veya yeteneklerini övüp durmak yerine, çocuğun gösterdiği çabayı, azimle çalışmasını övmek daha doğrudur. Bu yaklaşım ona bıkmadan tekrar denemenin önemini öğretecek, onu hayata daha iyi hazırlayacaktır. Bilim ve teknoloji alanlarındaki birçok ünlü ismin başarıya ulaşmak için verdikleri mücadeleler de örnek gösterilebilir.

 

Kaynakça :

– Ian M. Lyons, S. L. Beilock, “When math hurts: Math anxiety predicts pain network activation in anticipation of doing math”, PLOS One, Vol. 7.
– D. Park et al., “The role of expressive writing in math anxiety”, Journal of Experimental Psychology: Applied. Vol. 20, (2014).
– E.A. Maloney et al., “Intergenerational effects of parents’ math anxiety on children’s math achievement and anxiety”, Psychological Science, Vol. 26, (2015).
– S.L. Beilock et al., “Female teachers’ math anxiety affects girls’ math achievement”, Proceedings of the National Academy of Sciences. Vol. 107, (2010).

 

                                                               Yazar : Oben Güney Saraçoğlu

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here