Bağışıklık sistemi, vücudu enfeksiyonlara karşı savunur. Çoğu zaman etkili bir şekilde çalışsa da, bazen bağışıklık sistemimiz başarısız olur ve biz hastalanırız. Bağışıklık sistemimizi güçlendirebilecek ve hastalıkları önleyebilecek ipuçlarını bu yazıda paylaşacağız. Bağışıklık sistemi, potansiyel olarak zararlı yabancı işgalcilere ve hastalığa karşı korunması için birlikte çalışan özel hücreler, dokular, proteinler ve organların oluşturduğu bir savunma ağıdır.

Bağışıklık sistemimiz düzgün bir şekilde çalıştığında bakteri, parazit ve virüs gibi tehditleri algılar ve onları yok etmek için bağışıklık tepkisini tetikler. Bağışıklık sistemimiz genel olarak iki kısma ayrılabilir: doğuştan ve adaptif.

Doğuştan bağışıklık sistemi, doğduğumuz anda bize verilen bağışıklık sistemidir ve doğal koruma ve enfeksiyonla mücadele için ilk savunma hattımızdır. Bir enfeksiyon tespit edildikten sonra, doğuştan sahip olduğumuz bağışıklık sisteminden gelen yanıt, saldırganı ekstra mukus üreterek veya hararetle yakmak için vücut ısısını artırarak hızlı bir şekilde müdahale eder.

Adaptif bağışıklık sistemi ise hastalıklara maruz kaldıkça ya da aşı yoluyla hayat boyunca kazanacağımız korumadır. Adaptif bağışıklık sistemi bir tehdit tespit ettiğinde, saldırgan virüsün ortadan kaldırılması için gereken belirli silahları veya antikorları üretmektedir. Adaptif bağışıklık sistemi, ihtiyaç duyulan antikorları tanımlamak ve başarılı bir şekilde saldırgana müdahale etmek için yeterli sayıda antikor üretmesi 5 ila 10 gün arasında sürebilir. Bu esnada doğuştan kazandığımız bağışıklık sistemi saldırgan virüsü tutar ve çoğalmasını engeller.

Bağışıklık Sistemi Güçlendirilebilir Mi?

Doğal olarak, doğuştan gelen bağışıklık sistemi “güçlendirilemez” ve bunu istemezsiniz. Doğuştan bağışıklık sistemi gelişirse, vücudunuzda sürekli burun akışı, ateş, uyuşukluk ve depresyon hali olacaktır.

Adaptif bağışıklık sisteminin etkinliği aşılarla hızlandırılabilir ve güçlendirilebilir. Bir aşı, korunmaya ihtiyaç duyduğunuz mikrobun zararsız bir versiyonunu içerir. Adapti sistem, saldırganı hatırlar; böylece, aynı mikrop ile tekrar karşılaştıkça, saldırı başlatmak için hızlı bir şekilde harekete geçebilir.

Pek çok ürün bağışıklığı güçlendirdiğini iddia etse de, bu görüş bilimsel olarak pek mantıklı değildir. Her türlü hücre çeşidinin artırılmaya çalışılması her zaman iyi bir şey değildir ve ciddi yan etkilere neden olabilir. Bağışıklık sistemi, özellikle, çeşitli mikroplara karşı çeşitli şekillerde cevap veren birkaç farklı hücre türü içerir. Hangi hücreleri artırmalı ve ne kadar artırmalı? Bu, bilim insanlarının şu anda cevabını bilmediği bir sorudur. Araştırmacılar, vücudumuzun sürekli olarak beyaz hücre veya lökosit olarak bilinen bağışıklık hücrelerini ürettiğini bilmektedirler. Ayrıca, adaptif bağışıklık sisteminin lenfosit olarak bilinen B hücreleri ve T hücrelerini ürettiğini de bilmektedirler. Fazla hücreler, kendilerini apoptoz olarak adlandırılan doğal hücre ölümü süreciyle yok eder. Bağışıklık sisteminin en iyi şekilde çalışması için hücrelerin en iyi karışımının veya optimum sayının ne olduğu bilinmemektedir.

Zayıflamış Bağışıklık Sistemi

Birçok kişide, bağışıklık sistemi, kendisini düzenlemek için yeterince iyi çalışır ve herhangi bir yardıma ihtiyaç duymaz. Bununla birlikte, bazı insanlarda, kullandığı ilaçlar veya bağışıklık sistemi bozuklukları, bağışıklık sisteminin aşırı veya düşük aktivitesine neden olur.

Temel bağışıklık sistemi yetmezlik bozuklukları, doğumdan itibaren ortaya çıkar ve bağışıklık sisteminin bazı parçalarının eksik olmasına sebep olur.

İkincil bağışıklık sistemi yetersizliği bozuklukları, bağışıklık sisteminin HIV, ciddi yanıklar, yetersiz beslenme veya kemoterapi gibi çevresel faktörler tarafından tehlikeye atılması sonucunda ortaya çıkar.

Alerji ve astım gibi hastalıkları, bağışıklık sisteminin zararlı olmayan maddelere tepki göstermesi sonucunda ortaya çıkar.

Verem, romatizma, bağırsak hastalıkları, çoklu doku sertleşmesi ve tip 1 diyabet gibi otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla vücudun hücre ve dokularına saldırması sonucunda oluşur.

Bağışıklık sistemi bozuklukları semptomlara ve ilgili enfeksiyonlara karşı koyan spesifik ilaçlarla tedavi edilir.

Yaşam Tarzının Bağışıklık Sistemi Üzerindeki Etkisi

Bağışıklık sisteminin başlıca bileşenleri arasında lenf düğümleri, bademcikler, dalak, kemik iliği ve timüs bezi bulunur. Bununla birlikte, bağışıklık tepkisinin birbirine bağlılığı ve karmaşıklığı hakkında çok şey öğrenilmeye devam edilmektedir. Bağışıklık sisteminin iyi çalışması için tüm sistemin uyum ve denge içerisinde olması gerekir. Bağışıklık sistemi, düzgün çalışması için yamalamaya ihtiyaç duyan tek bir varlık ya da kuvvet değildir.

Yaşam biçimi ile güçlü bağışıklık yanıtı arasında doğrudan bir bağlantı tespit edilmedi, ancak araştırmacılar egzersiz, diyet ve stres gibi faktörlerin bağışıklık sisteminin tepkisi üzerindeki etkisini araştırdılar. Bağışıklık sisteminizi korumak için yapabileceğiniz en iyi şey, bağışıklık sistemi de dahil olmak üzere tüm vücuda fayda sağlayacak sağlıklı yaşam stratejileri benimsemektir. Bu stratejiler şunları içerebilir:

* meyve ve sebze açısından zengin bir diyet takip etmek
* düzenli egzersiz yapmak
* sağlıklı bir kilo seviyesini korumak
* sigarayı bırakmak
* yeterince uyumak
* düzenli el yıkama yoluyla enfeksiyonlardan kaçınmak
* stresi azaltılmak

Diyet ve Bağışıklık Sistemi

Dengeli bir diyet programının takip edilmesi ve önerilen miktarlarda gıda alımının yapılması, normal bağışıklık fonksiyonunun devam etmesine yardımcı olacaktır. A, C ve D vitaminleri ve çinko içeren mineraller, bağışıklık sisteminin işleyişinde rol oynar. Dengeli bir diyet takip ederseniz, bu vitamin ve minerallerin takviyelerini almanıza gerek kalmayacaktır. Bu takviyelerden ekstra kullanmak bağışıklık sisteminize yardımcı olmaz. Yetersiz beslenen popülasyonların enfeksiyona daha yatkın olduğu bilinir ve bazı mikro besin öğelerindeki yetersizliklerin bağışıklık tepkilerini değiştirdiğine dair kanıtlar bulunmaktadır.

Örneğin, çinko eksikliği – kronik hastalıklara katkıda bulunabilir – bağışıklık sisteminin yaşlı erişkinlerde iltihaba olumsuz tepki verdiğini göstermiştir. D vitamini takviyesi, bağışıklık sisteminin davranışındaki değişikliklerle bağlantılıdır. Gebelik sırasında D vitamini takviyeleri almak – bağışıklık sisteminin sürekli geliştiği bir dönem – yenidoğanın bağışıklık sistemini, solunum yolu enfeksiyonlarına ve astıma karşı koruyacak şekilde değiştirebilir.

Araştırmalar, D vitamininin kanser hücrelerini tanımlayıp saldırabilen ve bazı insanlardaki kolorektal kansere karşı koruyabilen T hücrelerini aktive ettiğini öne sürmektedir. Yaşlı erişkinlerde, D vitamininin solunum yolu enfeksiyonlarını da azalttığı gösterilmiştir.

Bağışıklık Tepkisini Etkileyen Gıdalar

Çalışmalar, spesifik gıdaların veya diyetlerin bağışıklık tepkisini nasıl etkilediğine odaklanmıştır. Çözünür lifler, bağışıklık hücrelerini, enfeksiyondan daha hızlı iyileşmemize yardımcı olacak şekilde güçlendirir.

Yaban mersini ve kırmızı üzümlerde bulunan Pterostilben ve resveratrol adlı maddelerin bağışıklık sisteminde doğrudan rol oynayan gen üzerinde olumlu etkisi vardır.
Probiyotikler, bağışıklık sisteminin yeni enfeksiyonlara yanıt vermeye hazır tutmak için kullanılan geniş spektrumlu antibiyotiklerin ters etkilerini azaltmaya yardımcı olabilir.
Balık yağının, bağışıklık sistemi zayıf olanlara umut verebilen B hücresi aktivitesini arttırdığı bulunmuştur.
Uzun süreli açlık, daha yaşlı ve hasar gören bağışıklık hücrelerinin kök hücre yenilenmesi ile bağlantılıdır.
Curcumin, köri ve zerdeçalda bulunur; Alzheimer hastalığında görülen beta-amiloid plakların beynini temizleyerek bağışıklık sistemine yardımcı olabilir.
Yüksek yağ ve yüksek kalorili diyetler, bağışıklık sisteminin bakteri enfeksiyonuna verdiği cevap gibi bir tepki vermesine neden olur.

Egzersiz ve Bağışıklık Sistemi

Tıpkı sağlıklı bir diyet takip etmek gibi, düzenli fiziksel aktivite genel olarak bağışıklık sisteminin sağlıklı olmasına ve dolayısıyla sağlıklı bir bağışıklık sistemine katkıda bulunur. Egzersiz yapmak, etkili kan dolaşımını artırır, bu da bağışıklık sisteminin hücrelerinin işlerini etkin bir şekilde yapabilecekleri şekilde hareket etmesine imkan sunar.

Yapılan bilimsel çalışmalar, 20 dakikalık bir egzersizin bağışıklık sistemini uyardığını göstermektedir. Araştırmacılar, bulguların, artrit ve fibromiyalji de dahil olmak üzere kronik hastalığı ve obezite problemi olan insanlar için cesaretlendirici etkileri olduğunu kaydetti. Diğer araştırmalar, bağışıklık sisteminin ters etkilerini önlemenin ve vücudun yoğun egzersiz sonrasında iyileşmesine yardımcı olmanın en iyi yolunun egzersiz sırasında veya sonrasında karbonhidrat tüketmek olduğunu keşfetmiştir. Fiziksel aktivite sırasında her saat için 30 ila 60 gram karbonhidrat alımının normal bağışıklık fonksiyonunun devam etmesine yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Diğer Bağışıklık Sistemini Etkileyen Faktörler

Dengeli bir diyet ve düzenli egzersize ek olarak, bilim adamları bağışıklık sisteminin tepkisini etkileyebilecek diğer faktörlerin de olduğunu belirtmektedirler. Kronik uykusuzluk, bağışıklık sisteminin tepkisini yavaşlatabilir ve beyaz kan hücrelerinin dolaşımını düşürebilir. Yeterli ve derin uyku ise daha önce karşılaşılan patojenlere karşı bağışıklık sisteminin belleğini güçlendirerek daha hızlı tepki vermesini sağlar.

Dışarı çıkarak güneş ışığı almak bağışıklık sistemine fayda sağlayabilir. Araştırmacılar, güneş ışığının bağışıklıkta önemli bir rol oynayan enfeksiyonla savaşan T hücrelerine enerji verdiğini keşfetmiştir. Özellikle, güneş ışınlarında bulunan mavi ışık, T hücrelerini daha hızlı hareket ettirmektedir; bu da, bir enfeksiyon yerine ulaşmalarına ve daha hızlı yanıt vermelerine yardımcı olabilir.

Stresin azaltılması normal bağışıklık sistemi işlevini desteklemeye yardımcı olabilir. Yapılan bir çalışma, mutlu veya eğlenceli bir olayı sezmenin, bir rahatlama durumu uyandıran endorfin ve diğer hormon düzeylerini artırdığını ortaya çıkarmıştır. Kronik stres, bağışıklık sisteminin tepkisini ve hastalıkla mücadele kabiliyetini azaltabilir. Bu nedenle stresin azaltılması, enfeksiyonların ve diğer bozuklukların önlenmesine yardımcı olabilir. Bir koroda 1 saat boyunca şarkı söylemek, stresin azalmasına, ruhsal durumun iyileşmesine ve kanserli bireylerde bağışıklık proteinlerinin seviyesini arttırdığı bildirilmiştir. Çalışma bulguları, şarkı söylemek kadar basit bir şeyin bağışıklık sisteminin stresle ilişkili bastırılmasını azaltmasına yardımcı olduğunu göstermektedir.
Yalnızlık da, bağışıklık sistemini etkileyebilecek bir stres faktörü olarak tespit edilmiştir. Araştırmalar, yalnız kalmış kişilerin sosyal kişilere göre, strese tepki olarak iltihap ile bağlantılı protein düzeylerini daha yüksek ürettikleri belirtmektedir.

Bağışıklık sisteminin işleyişi ile ilgili pek çok soru kalmasına rağmen, sağlıklı bir diyet programının takip edilmesi, düzenli egzersiz yapılması, yeterli uyku çekilmesi ve stresin azaltılması bağışıklığınızın korunması için iyi bir yol olacaktır.

Kaynakça:
https://www.medicalnewstoday.com/articles/320721.php

Yazar: Bekir Afşar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here