OLYMPUS DIGITAL CAMERA

Polyplacophora (kitonlar)

Polyplacophora çok sayıda plaka taşıyan demektir. Art arda dizilmiş sekiz adet sırt plakasından oluşan bir kabuğu sahip, oval şekilli, bilateral sirnetrik hayvanlardır. Önde ağıza, posteriyörde anüse sahiptirler. Sölom, kalbi çevreleyen küçük bir boşluğa indirgenmiştir. Kitonlar, hareketsiz hemen hemen sesil bir yaşam sürerler. Sığ sulardaki kayaların yüzeyinde sürünerek hareket ederler ve radula adı verilen boynuzsu dişli organlarıyla törpüledikleri alg parçacıklarıyla beslenirler. Yassı ve geniş ayakları, çok güçlü vaktim meydana getirebilir ve rahatsız edildiklerinde kayaların üzerine öylesine güçlü kenetlenirler ki bulundukları yerden güçlükle kaldırılabilirler.

Monoplacophora

Bu sınıfın üyeleri, uzun süreden beri fosil olarak bilinmekteydi ve bu sınıfın, 350 milyon yıl öncesinde neslinin tükenmiş olduğu sanılıyordu. Bununla birlikte, 1952 yılında, Pasifik Okyanusun Costa Rica kıyılarında, derin bir çukurdan kazılarak alınan çamur içerisinde on adet canlı örneğe (Neopilina cinsine ait) rastlandı.

Bu örnekler, yumuşakçaların atası üzerine çok ateşli tartışmalar başlattı. Çünkü örnekler, şubenin diğer hiçbir üyesinde görülmeyen bir özellik olan, bir çeşit iç segmentasyona sahipti. Yumuşakçaların larva tipinin ve ilk segmentasyon modelinin halkalı solucanlardaki (Annelida şubesi) buna karşılık gelen gelişim evrelerine çarpıcı bir şekilde benzerlik gösterdiği bilindiğinden Neopilina’nın segmentasyonu, birçok biyoloğa atasal yumuşakçanın segmentli hayvanlar, belkide ilkel halkalı solucanlar olduğu sonucuna varılmasına neden oldu.

Bununla birlikte diğer birçok biyolog, Neopilina’nın segmentli yapısının ilkin değil ikincil olarak sonradan oluştuğuna ve orijinal yumuşakça vücudunun segmentsiz olduğuna inanmaktadır. Hangi görüş doğru olursa olsun, yumuşakçalar ile halkalı solucanlar arasındaki oldukça yakın akrabalık ilişkisi olduğu açıkça görülmektedir.

Gastropoda (salyangozlar ve akrabaları)

Gastropoda üyelerinin çoğu kıvrık bir kabuğa sahiptir. Bununla birlikte, bazı durumlarda, kıvrılma minimumdur. Aplysia ve diğir Nudibranchia üyelerine ait bazı türler, ergin dönemde kabuklarını kaybetmişlerdir. Gastropoda’da larva, ilk dönemlerde bilateral simetriktir; fakat larva geliştikçe anüs, ağzın yakınına gelinceye kadar sindirim kanalı aşağıya ve ileriye doğru bükülür. Daha sonra tüm iç kitle, 180°’lik bir açıyla dönerek vücudun ön kısmında yer alan başın dorsal tarafına yerleşir. Bu tarafta (genellikle sol tarafta) yer alan iç organların çoğu körelir ve büyüme asimetrik olarak devam eder ve karakteristik spiralleşme ortaya çıkar.
Vücutlarının öz

el bir şekilde bükülüp kıvrılmalarının dışında, Gastropoda üyeleri, daha çok atasal yumuşakçalara benzerlik gösterdiği sanılmaktadır. Çok iyi gelişmiş duyu organları olan ayrı bir başa sahiptirler. Çoğunun güçlü bir radulası vardır ve bitki ya da hayvan dokularını ısırarak beslenirler. Gastropoda üyeleri bu organlarıyla besinlerini rendelerler, törpülerler ya da hafifçe fırçalarlar. Gastropoda türleri çok çeşitli habitatlarda bulunur. Büyük bir çoğunluğu denizlerde yaşar; bunların çoğunlukla iri ve süslü kabukları plajlarda rastlanan en kıymetli buluntular arasında yer alır. Bununla birlikte, bazıları karada yaşayan çok sayıda tatlı su türü de vardır. Kara salyangozları, tamamıyla karasal yaşama uyum sağlamış birkaç omurgasız hayvan grubu arasında yer alır. Bunların çoğunda solungaçlar kaybolmuş; fakat manto boşluğu oldukça fazla damarlanarak akciğer olarak işlev görmeye başlamıştır. Böyle salyangozlara, akciğerli salyangozlar denmektedir. Bazı akciğerli salyangozlar sonradan ikincil olarak suya dönmüştür ve hava almak için periyodik olarak su yüzeyine gelme zorunlulukları vardır.

Scaphopoda (fildişi kabuklular)

Scaphopoda üyeleri, her iki uçta açık olan tüp şeklinde uzun bir kabuğa sahiptirler. Kabuğun bir ucu diğerinden genellikle daha küçüktür ve böylece kabuk, fildişi ya da diş şeklinde bir görünüşe sahiptir. Fildişi kabukluların hepsi denizel olup kumlar ya da çamuru delerek içerisinde yaşarlar. Canlı hayvanlar nediren görülür; fakat ölenlerin kabuklarına bazen kumsallarda rastlanabilir.

Bivalvia (midyeler)

“Bivalv” terimi, bu hayvanların kahuğunun iki parçadan meydana geldiğine işaret etmektedir. Bu iki parça ya da valv, şekil ve büyüklük bakımından genellikle birbirine benzerdir ve bir tarafta (hayvanın dorsalinde) birbirine menteşelenmiştir. Hayvan, bu kapakçıkları büyük kaslar vasıtasıyla açar ve kapar. Yaygın olarak rastlanan Bivalvia üyeleri arasında midyeler, istiridyeler, deniztarakları, taraklar, dosyakabuklular ve yenen adi midyeler yer alır. Çoğunluğu ergin dönemde, bir yerde sabit kalarak yaşamayı tercih etmesine karşın deniztarakları bazen, kabuklarını hızla açıp kapayarak yüzerler.
Bivalvia üyelerinin radulası bulunmadığından genellikle süzüntüyle beslenirler. Solungaçlarının üzerinde akan sudan süzülen çok küçük besin partikülleriyle beslenirler.

Cephalopoda (mürekkepbalıkları, ahtapotlar ve akrabaları)

Cephalopoda üyelerinin çoğu, diğer yumuşakçalara çok az benzerlik gösterirler. Yerde sabit kalarak yaşayan akrabalarının aksine, kafadanbacaklılar, çok hızlı hareket etmek ve predatör yaşam tarzı için özellikle yengeç ve balık gibi büyük avları öldürüp yemek için özelleşmişlerdir.

Fosil kafadanbacaklılar çoğunlukla çok büyük kabuğa sahiptirler; fakat kabuk, günümüzde yaşayan formların çoğunda ya çok indirgenmiş ya da tamamen kaybolmuştur. (Odacıklı kabuğa sahip olan nautilus, iyi gelişmiş kabuğu olan ve günümüzde yaşayan bir formdur ve istisna teşkil etmektedir. Vücut ince-uzun olup, uzun tentaküllerin çevrelediği çok iyi gelişmiş ve oldukça büyük başa sahiptir.

Bazı türler, çoğunlukla birkaç metreyi bulan büyüklüğe ulaşabilir.

Kuzey Alantik’te yaşayan dev mürekkepbalığı (Architeuthis) , yaşayan en büyük omurgasız hayvandır; kaydedilen en büyük bireyin uzunluğu 17 m. (tentaküller dahil) ve ağırlığı yaklaşık 2 tondur. Ahtapotlar hiç bir zaman bu büyüklüğe erişemezler.

Kafadanbacaklılar, özellikle mürekkepbalıkları, omurgalılar ile konvergens sonucu ortaya çıkan birçok benzerliğe sahiptir. Örneğin, mürekkep balıklarmın sahip olduğu iç kıkırdak, omurgalıların iskeletine analogtur ve bir kafatasından ziyade kıkırdaktan meydana gelmiş beyin kutusuna da sahiptirler. Ayrıca iri ve karmaşık yapılı beynin yer aldığı çok iyi gelişmiş sinir sistemine sahiptirler. Mürekkep balıklarının omurgalılarla olan tüm benzerliklerinin belkide en çarpıcı olanı, çalışma şekli bizimkiyle tıpatıp aynı olan, oldukça büyük kamera tipi göze sahip olmalarıdır.

Kaynakça:
Biological Science; James L. Gould, William T. Keeton

Yazar: Taner Tunç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here