Beyin Diyabeti (Tip 3) Nedir ?

Diyabetin, çoğumuzun aşina olduğu iki şekli vardır. Tip 1, kişinin şeker hastalığı ile birlikte doğduğuna işaret eder. Tip 2 diyabet ise yetişkinlerde görülür ve beslenme biçimi, fazla kilolar ve diğer çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Artık üçüncü bir diyabet türünden de söz ediliyor. Alzheimer üzerine yapılan araştırmalar, beynin glikozu işleme biçimi ile beyindeki protein plaklarının Alzheimer ve diğer demans formlarıyla ilişkili olduğunu göstermekte. Beynin şekeri doğru bir şekilde işlemediği durumlarda sonuç “beynin şeker hastalığı” olarak tanımlanıyor.

Tip 3 diyabet, beyindeki insülin direncinden kaynaklanan Alzheimer hastalığı için önerilen yeni bir unvan. Brown Üniversitesi Warren Alpert Tıp Fakültesi’ndeki araştırma ekibi tarafından yapılan çalışmalarda, insülin direncinin beyinde de oluşabileceği bulunduktan sonra yeni bir diyabet şekli olasılığı tespit edildi. Araştırmayı yöneten Suzanne de la Monte, bağlantıyı daha ayrıntılı incelemek için 2012’de bir başka çalışma daha yaptı. Alzheimer hastalığının ilerlemesinin anahtarı olarak insülin direnci gösterildi.

İnsülin direnci olanların, özellikle de tip 2 diyabetlilerin, Alzheimer hastalığına yakalanma olasılığı % 50 ila % 65 gibi yüksek bir orandadır. Araştırmacılar, birçok tip 2 diyabetliye ait pankreasta, amiloid beta adı verilen ve Alzheimer hastalarının beyin dokularındaki proteine benzer bir protein bulunduğunu keşfettiler.

NIA Sinirbilim Laboratuvarı şefi Madhav Thambisetty’nin yönettiği araştırmada, gönüllü bağışta bulunanlardan alınan beyin dokusu örnekleri üzerinde yapılan incelemelerde, beynin farklı bölgelerinin glikoz düzeyleri ölçüldü. Alzheimer patolojisinde yer alan frontal ve temporal korteksin, ayrıca demans hastalıklarında görülen “tau” proteini plaklarına direnci olan serebellumun ölçümleri yapıldı.

Araştırmacılar, örnekleri, yaşarken Alzheimer belirtileri olan ve post-mortem incelemelerde beta-amiloid plaklar bulunanlar, hayatteyken hiçbir hastalık belirtisi göstermeyen ancak ölüm sonrası beyin dokularında Alzheimer bulgusu olanlar ve tamamen sağlıklı, demans semptomları veya patolojisi olmayanlar şeklinde üç grupta incelediler. Şekeri enzimlerle parçalayıp enerji ve pirüvik asidi açığa çıkartan glikoliz sürecinin de analiz edilmesi sonucunda, beyninde zayıf glikoliz ve yüksek glikoz seviyelerine sahip olan kişilerin, yaşamları boyunca daha şiddetli Alzheimer semptomları yaşamalarının yanı sıra, beyinlerinde beta amiloid plaklarının ve sinir sorunlarının daha önemli miktarları gösterdikleri ortaya çıktı.

NIA’nın Enstitü Direktörü Richard J. Hodes, “Uzun süredir, çeşitli araştırmacılar beynin glikozu nasıl işlediği ile Alzheimer arasındaki muhtemel bağlantılardan söz ediyorlardı. Bu çalışma, o bağlantıların daha iyi anlaşılmasına yönelik bulgularıyla Alzheimer’i önlemek veya tedavi etmek için daha etkili yollar bulunmasını sağlayacaktır. ” dedi.

Dünyada yapılmış çok sayıdaki araştırmalarda, diyabetli hastalarda ve Alzheimer hastalarında benzer özelliklerin görüldüğü, ancak beynin glikozu nasıl kullandığının ölçülmesi doğrudan yapılamadığından bağlantı kanıtlanamıyordu. NIA’nın araştırmasına katılan ekip, beynin şeker fazlalığından nasıl kurtulduğunu ortaya çıkarmak için amino asitlerin glikoza oranlarını inceledi. Bu hesaplamalar, glikoliz optimal olmadığında sonucun demans olabileceğini gösterdi. Ekip, glikozu nöronlara nakleden GLUT3 proteininin düşük seviyelerinin yüksek Alzheimer plak seviyeleri ile ilişkili olduğunu buldu. Hayatta iken daha yüksek kan şekeri seviyesine sahip olan hastaların, öldüklerinde de daha yüksek beyin glikozu seviyelerine sahip oldukları görüldü. Bu bulgular, Alzheimer hastalığındaki glikoliz kusurlarının üstesinden gelmek üzere yeni tedavilerin geliştirilmesinde rol oynayacak yeni bir mekanizmaya işaret ediyor.

Diyabet ilaçlarının, aynı zamanda nörodejeneratif hastalıklar için potansiyel bir tedavi aracı olarak kullanılması konusundaki deneyler sürüyor. Liraglutide (Victoza) ve Lixisenatide (Lyxumia) gibi inkretin benzeri ilaçlar, Alzheimer hastalığının gelişmesini önleme potansiyeline sahip olduklarını gösterdi. Gene, Pioglitazone’un (Actos), Alzheimer hastalığının gelişimini önlemeye yardımcı olabileceği düşünülüyor.

Ulster Üniversitesi araştırmacıları sağlıklı fareler üzerinde (Val8) GLP-1 kod adlı yeni bir diyabet ilacını denediler ve beyindeki etkilerini incelediler. Ekip ilacın kısa ve uzun süreli hafızanın yer aldığı hipokampusta yeni hücre büyümesini teşvik ettiğini keşfetti. Buna ek olarak, farelerin beyinlerinde GLP-1’in etkisinin engellenmesinin öğrenme ve bellek işlevlerinde daha kötü performansa neden olduğu ve ilacın herhangi bir yan etkisinin olmadığı görüldü. Bulgular, insülinle ilgili rolünün yanı sıra, GLP-1’in beyinde yeni sinir hücrelerinin oluşumu için de önemli olabileceğini düşündürmekte. Bu özellik, beyin hücrelerinin yitirildiği Alzheimer ve Parkinson hastaları için büyük bir umut olabilir.

Kaynakça:
-The Global Diabetes Community: https://www.diabetes.co.uk/type3-diabetes.html
-Geert Jan Biessels, Jose A. Luchsinger, “Diabetes and the Brain”, Humana Press.

Yazar:Oben Güney Saraçoğlu

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar