Stres Sağlığımızı Nasıl Etkiler?

Stres, vücudun yanıt gerektiren herhangi bir değişikliğe tepkisidir. Vücut değişikliklere fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak tepki verir. İnsan vücudu stres yaşamak ve buna tepki vermek için tasarlanmıştır. Stres kişiyi uyanık, motive ve tehlikeyi önlemek için hazır tutar. Vücudun otonom sinir sistemi, vücudun stresli durumlarla savaşmasına izin vermek için fizyolojik değişikliklere neden olan yerleşik bir stres tepkisine sahiptir. Bu yanıt uzun süreli stres dönemlerinde kronik olarak aktive edilebilir. Stres yanıtının uzun süreli aktivasyonu, hem fiziksel hem de duygusal olarak vücutta aşınma ve yıpranmaya neden olur.

Kısa Süreli Stres Yararlıdır

Stres hayatın normal, doğal bir parçasıdır. Herkes zaman zaman stres yaşar. İş ve aile gibi gündelik sorumluluklardan, yeni bir teşhis, savaş veya sevilen birinin ölümü gibi ciddi yaşam olaylarına kadar her şey stresi tetikleyebilir. Bir çocuğun doğumu gibi olumlu yaşam değişiklikleri bile stres yaratır. Stres vücudu tetikte tutsa da rahatlama olmadan devam eden uzun süren stres, sıkıntı (anksiyete) denilen bir duruma yol açabilir ki bu olumsuz bir stres reaksiyonudur.

Stres Ne Zaman Zarar Verir?

Stres, insanların streslerini hafifletmeye çalışmak için bazı yollar (aşırı yemek yeme alkol, tütün, uyuşturucu kullanma, kumar oynama, alışveriş yapma ve İnternet kullanma) denediklerinde zararlı hale gelir, stresi azaltmak ve vücudu rahat bir duruma döndürmek yerine vücudu stresli bir durumda tutarak daha fazla soruna neden olabilir. Sıkıntılı kişi kısır bir çevrede sıkışır. Stres yanıt acil bir durumda vücudu korumayı amaçlar. Ancak stres yanıtı devam ettiğinde, günden güne sağlığı ciddi risk altına sokabilir. Acil, kısa süreli durumlar için stres sağlık açısından yararlı olabilir ve potansiyel olarak ciddi durumlarla baş etmeye yardımcı olabilir. Vücut, kalbi ve solunum hızını artıran hormonları serbest bırakarak ve kasları tepki vermeye hazır hale getirerek strese tepki verir. Stres tepkileri devam eder ve bu stres seviyeleri hayatta kalmak için gerekenden çok daha uzun sürerse, sağlığa zarar verebilir.

Stres Uyarı İşaretleri Nelerdir?

Kronik stres, vücudun doğal savunmalarını yıpratabilir ve aşağıdakiler de dahil olmak üzere çeşitli fiziksel semptomlara yol açabilir:
*Sinirlilik
*Kaygı (anksiyete)
*Depresyon
*Baş ağrısı
*Uykusuzluk
*Baş dönmesi
*Genel ağrılar
*Dişler gıcırdatma, diş sıkma
*Hazımsızlık veya asit reflü belirtileri
*İştah artışı veya kaybı
*Boyun, yüz veya omuzlarda kas gerginliği.
*Kalp çarpıntısı
*Soğuk ve terli avuç içi
*Yorgunluk, bitkinlik
*Kilo alımı veya kaybı
*Mide rahatsızlığı, ishal
*Cinsel zorluklar

Stresin Sistemler Üzerindeki Etkileri

Stres insan vücudundaki farklı sistemlere etki eder. Stresin bu sistemler üzerindeki olumsuz etkileri aşağıda ayrı ayrı açıklanmıştır.
1.Kas-iskelet sistemine etkileri: Vücut stresli olduğunda kaslar gerginleşir. Kas gerginliği, strese karşı neredeyse bir refleks (vücudun yaralanma ve ağrıya karşı korunma şekli) reaksiyondur. Sürekli stres altında iken kaslar gevşeme şansına sahip olmayabilir. Kasların uzun süre gergin olması vücudun diğer reaksiyonlarını tetikleyebilir ve hatta strese bağlı rahatsızlıkları teşvik edebilir. Örneğin, hem gerilim tipi baş ağrısı hem de migren baş ağrısı, omuz, boyun ve baş bölgesinde kronik kas gerginliği ile ilişkilidir. Bel ve üst ekstremitelerdeki kas-iskelet sistemi ağrısı, stresle, özellikle iş stresi ile de ilişkilendirilmiştir. Milyonlarca birey kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına bağlı kronik ağrılı hastalıklardan muzdariptir. Kas gerginliği ve sonunda, vücudun kullanılmaması nedeniyle oluşan kas atrofisi, kronik, stresle ilişkili kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını teşvik eder.
Gevşeme teknikleri ve diğer stres giderici aktiviteler ve terapilerin kas gerginliğini etkili bir şekilde azalttığı, baş ağrısı gibi bazı stresle ilişkili bozuklukların insidansını (görülme sıklığını) azalttığı ve iyi olma duygusunu arttırdığı gösterilmiştir. Kronik ağrı durumlar gelişenler için, stres giderici faaliyetlerin ruh halini ve günlük işlevi iyileştirdiği gösterilmiştir.
2.Solunum sistemine etkileri: Solunum sistemi hücrelere oksijen sağlar ve karbondioksit atıklarını vücuttan uzaklaştırır. Hava burundan gelir ve boğazdaki gırtlaktan, soluk borusundan ve bronştan akciğerlere geçer. Bronşioller daha sonra dolaşım için oksijeni kırmızı kan hücrelerine aktarırlar. Stres hormonları solunum ve kardiyovasküler sistemleri etkiler. Stres tepkisi sırasında, oksijen bakımından zengin kanın vücuda hızlı bir şekilde dağılması için daha hızlı nefes alınır. Stres ve güçlü duygular, burun ve akciğerler arasındaki hava yolu daraldığı için nefes darlığı ve hızlı nefes alma gibi solunum semptomları ile birlikte ortaya çıkabilir. Solunum hastalığı olmayan insanlar için, bu genellikle vücudun rahatça nefes alması için ek çalışmaları başarabildiği için bir sorun değildir ancak psikolojik stresörler (strese sebep olan faktörler) astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH; amfizem ve kronik bronşit içerir) gibi önceden var olan solunum yolu hastalıkları olan kişiler için solunum problemlerini şiddetlendirebilir. Bazı çalışmalar, sevilen birinin ölümü gibi akut bir stresin aslında astım ataklarını tetikleyebileceğini göstermektedir. Buna ek olarak, stresin neden olduğu hızlı solunum veya hiperventilasyon, panik ataklara yatkın olan bir kişide panik atak yapabilir. Gevşeme, nefes alma ve diğer bilişsel davranışçı stratejiler geliştirmek için bir psikologla birlikte çalışmak yardımcı olabilir.
3.Kardiyovasküler sisteme etkileri: Kalp ve kan damarları, kardiyovasküler sistemin, vücudun organlarına beslenme ve oksijen sağlamada birlikte çalışan iki unsurudur. Stres altında, kalp daha hızlı kan pompalar. Akut stres (trafikte sıkışmak veya bir kazayı önlemek için aniden frene basmak gibi kısa süreli stresler) adrenalin, noradrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarının artışına sebep olur. Stres hormonları kan damarlarının kaslarının daha fazla daralmasına, kalp atış hızının artmasına ve kalp kasının kasılmasında bir artışa neden olur ve bu aynı zamanda kan basıncını yükseltir. Bu aynı zamanda savaş veya kaç tepkisi olarak da bilinir. Akut stres geçtikten sonra vücut normal durumuna döner.
Kronik stres veya uzun bir süre boyunca yaşanan sürekli bir stres, kalp ve kan damarları için uzun vadeli sorunlara katkıda bulunabilir. Kalp atış hızındaki sürekli, devam eden artış ve yüksek düzeydeki stres hormonları ve kan basıncı vücuda zarar verebilir. Uzun süreli devam eden stres hipertansiyon, kalp krizi veya inme riskini artırabilir. Tekrarlayan akut stres ve kalıcı kronik stres ayrıca dolaşım sistemindeki, özellikle de koroner arterlerdeki iltihaplanmaya katkıda bulunabilir ve bu, stresi kalp krizine bağladığı düşünülen bir yoldur.
Strese bağlı kalp hastalığı riski, menopoz öncesi veya sonrası olmasına bağlı olarak, kadınlar için farklı görünmektedir. Premenopozal kadınlarda östrojen düzeyleri, kan damarlarının stres sırasında daha iyi tepki vermesine, böylece vücutlarının stresle daha iyi başa çıkmasına ve kalp hastalıklarına karşı korunmasına yardımcı olur. Menopoz sonrası (postmenopozal) kadınlar östrojen kaybına bağlı olarak bu koruma seviyesini kaybederler, bu nedenle stres onları kalp hastalıklarına karşı daha fazla risk altına sokar.
4.Endokrin sisteme etkileri: Birisi zorlayıcı, tehdit edici veya kontrol edilemez bir durum algıladığında, beyin endokrin stres yanıtının ana itici gücü olan hipotalamik-hipofiz-adrenal (HPA) eksenini içeren olaylar dizisini başlatır. Bu sonuçta, genellikle “stres hormonu” olarak adlandırılan kortizol içeren glukokortikoidler adı verilen steroid hormonlarının üretiminde bir artışa neden olur.
*HPA (Hipotalamik-Hipofiz-Adrenal) ekseni
Stres dönemlerinde, beyin ve endokrin sistemi birbirine bağlayan hipotalamus, hipofiz bezini, böbreklerin üzerinde bulunan böbreküstü bezlerine kortizol üretimini arttırmak için sinyal verir. Kortizol, glikoz ve yağ asitlerini karaciğerden harekete geçirerek mevcut enerji yakıt seviyesini arttırır. Kortizol hormonu normalde gün boyunca değişen seviyelerde üretilir, tipik olarak uyanmadan önce konsantrasyonu artar ve gün boyunca yavaş yavaş azalır, günlük bir enerji döngüsü sağlar. Stresli bir olay sırasında kortizoldeki bir artış, uzun süreli veya aşırı zorluklarla başa çıkmak için gereken enerjiyi sağlar.
5.Bağışıklık sistemine etkileri: Stres, acil durumlar için artı bir faktör olarak bağışıklık sistemini uyarır. Bu uyarı enfeksiyonların önlenmesine ve yaraların iyileşmesine yardımcı olabilir ancak zamanla, stres hormonları bağışıklık sistemini zayıflatacak ve vücudun yabancı istilacılara tepkisini azaltacaktır. Kronik stres altındaki insanlar grip ve soğuk algınlığı gibi viral hastalıklara ve diğer enfeksiyonlara karşı daha hassastır. Stres ayrıca kişinin bir hastalıktan veya yaralanmadan kurtulma süresini artırabilir. Kortizol de dahil olmak üzere glukokortikoidler, bağışıklık sisteminin düzenlenmesi ve iltihaplanmanın azaltılması için önemlidir. Bu, yaralanmanın artan bağışıklık sistemi aktivasyonuna neden olabileceği stresli veya tehdit edici durumlar sırasında değerli olsa da, kronik stres, bağışıklık sistemi ile HPA ekseni arasındaki iletişimde bozulmaya neden olabilir. Bu bozulmuş iletişim, kronik yorgunluk, metabolik bozukluklar (örneğin, diyabet, obezite), depresyon ve bağışıklık bozuklukları dahil olmak üzere çok sayıda fiziksel ve zihinsel sağlık durumunun gelecekteki gelişimi ile bağlantılı olmuştur.
6.Gastrointestinal (mide-bağırsak) sistemi üzerindeki etkileri: Stres altında, karaciğer enerji artışı sağlamak için ekstra kan şekeri (glikoz) üretir. Kronik stres altında iken vücut bu ekstra glikoz dalgalanmasına ayak uyduramayabilir. Kronik stres, tip 2 diyabet gelişme riskini artırabilir.
Bağırsak, oldukça bağımsız olarak işlev görebilen ve beyinle sürekli iletişim halinde olan yüz milyonlarca nörona sahiptir. Stres bu beyin-bağırsak iletişimini etkileyebilir, ağrı, şişkinlik ve diğer bağırsak rahatsızlıklarını tetikleyebilir. Bağırsak aynı zamanda sağlığı, beynin sağlığını, duyguları düşünme ve etkileme yeteneğini etkileyebilecek milyonlarca bakterinin yaşadığı bir ortamdır. Stres, bağırsak bakterilerindeki değişikliklerle ilişkilidir ve bu da ruh halini etkileyebilir. Böylece, bağırsak sinirleri ve bakterileri beyni kuvvetli bir şekilde etkiler ve bunun tersi de geçerlidir. Yaşam stresi, sinir sisteminin gelişimini ve vücudun strese nasıl tepki verdiğini değiştirebilir. Bu değişiklikler daha sonraki bağırsak hastalıkları veya işlev bozukluğu riskini artırabilir.
*Yemek borusundaki etkileri
Stresli olduğunda, bireyler normalden çok daha fazla veya daha az yiyebilir. Daha fazla veya farklı gıdalar, alkol veya tütün kullanımında bir artış mide ekşimesi veya asit reflü ile sonuçlanabilir. Özofagustaki (yemek borusundaki) nadir görülen bir spazm vakası yoğun stresle tetiklenebilir ve kalp krizi ile kolayca karıştırılabilir. Stres ayrıca, yiyeceklerin yutulmasını zorlaştırabilir veya yutulan hava miktarını artırabilir; bu da yanmayı, gazı ve şişmeyi arttırır.
*Midedeki etkileri
Hızlı nefes almaya ve kalp atış hızının artmasına neden olan stres hormonları sindirim sistemini de rahatsız edebilir. Stres ağrı, şişkinlik, mide bulantısı ve diğer mide rahatsızlıklarını daha kolay hissettirebilir. Stres yeterince şiddetli ise kusma meydana gelebilir, ayrıca stres iştahta gereksiz bir artışa veya azalmaya neden olabilir. Sağlıksız diyetler kişinin ruh halini bozabilir. Popüler inancın aksine, stres midede asit üretimini arttırmaz ve mide ülserine neden olmaz (bunu genellikle H. pylori adlı bir bakteri yapar) ancak riski artırabilir ve stresli olunduğunda ülserler daha rahatsız edici olabilir.
*Bağırsaklardaki etkileri
Stres bağırsaklarda ağrı, şişkinlik veya rahatsızlık hissine, yiyeceklerin vücutta hızlı hareket etmesine, ishale veya kabızlığa neden olabilir. Stres sindirimi ve bağırsakların hangi besinleri emdiğini etkileyebilir ve besin emilimine bağlı gaz üretimi artabilir. Bağırsakların vücudu çoğu gıdayla ilgili olan bakterilerden korumak için sıkı bir bariyeri vardır. Stres bağırsak bariyerini zayıflatabilir ve bağırsak bakterilerinin vücuda girmesine izin verebilir. Stres özellikle inflamatuar bağırsak hastalığı veya İrritabl Bağırsak Sendromu gibi kronik bağırsak hastalıkları olan insanları etkiler. Bunun nedeni bağırsak sinirlerinin daha hassas olması, bağırsak mikrobiyotasındaki değişiklikler, gıdaların bağırsakta ne kadar hızlı hareket ettiği ve/veya bağırsak bağışıklık tepkilerindeki değişiklikler olabilir.
7.Sinir sistemine etkileri: Sinir sistemi birkaç bölümden oluşur: beyni ve omuriliği içeren merkezi bölüm ve otonom ve somatik sinir sistemlerinden oluşan periferik bölüm. Otonom sinir sistemi, strese fiziksel cevapta doğrudan bir role sahiptir ve sempatik sinir sistemine ve parasempatik sinir sistemine ayrılmıştır. Vücut gergin olduğunda, sempatik sinir sistemi “dövüş ya da kaç” tepkisi olarak bilinen duruma katkıda bulunur. Vücut, enerji kaynaklarını bir yaşam tehdidiyle savaşmaya veya bir düşmandan kaçmaya doğru kaydırır. Sempatik sistem adrenalin (epinefrin) ve kortizol adı verilen hormonları serbest bırakmak için adrenal bezlere sinyal verir. Bu hormonlar, otonom sinirlerin doğrudan etkisiyle birlikte, kalbin daha hızlı atmasına, solunum hızının artmasına, kollardaki ve bacaklardaki kan damarlarının genişlemesine, sindirim sürecinin değişmesine ve kan dolaşımındaki glikoz seviyelerinin artmasına neden olur.
Sempatik sinir sisteminin yanıtı, vücudu acil bir duruma veya akut strese, kısa süreli strese yanıt vermeye hazırlamak için oldukça anidir. Kriz sona erdiğinde, vücut genellikle acil durum öncesi, stressiz durumuna geri döner. Bu iyileşme, genellikle sempatik sisteme zıt etkileri olan parasempatik sinir sistemi tarafından kolaylaştırılır. Merkezi sinir sistemi normale dönemediğinde veya stres etkeni ortadan kalkmadığında yanıt devam eder. Kronik stres aynı zamanda aşırı yeme ya da yetersiz yeme, alkol ya da uyuşturucu kullanımı ve sosyal hayattan geri çekilme gibi davranışlara da neden olan bir faktördür.
8.Cinselliğe ve üreme sistemi üzerindeki etkileri: Stres hem beden hem de zihin için çok yorucudur. Sürekli stres altındayken cinsel isteğin kaybedilmesi alışılmadık bir durum değildir.
Erkek üreme sistemi sinir sisteminden etkilenir. Sinir sisteminin parasempatik kısmı gevşemeye neden olurken, sempatik kısım uyarılmaya neden olur. Kavga et veya kaç tepkisi olarak da bilinen otonom sinir sistemi erkek anatomisinde testosteron üretir ve uyarılma yaratan sempatik sinir sistemini aktive eder. Stres, vücudun adrenal bezler tarafından üretilen kortizol hormonunun serbest bırakmasına neden olur. Kortizol, kan basıncının düzenlenmesi ve kardiyovasküler, dolaşım ve erkek üreme dahil olmak üzere çeşitli vücut sistemlerinin normal işleyişi için önemlidir. Fazla miktarda kortizol, erkek üreme sisteminin normal biyokimyasal işleyişini etkileyebilir.
*Cinsel istek
Kısa süreli stres erkeklik hormonu olan testosteronun daha çok üretilmesine neden olsa da, bu etki uzun sürmez. Stresin uzunca bir süre devam etmesi ile erkeklerde testosteron hormonu seviyesi yavaş yavaş düşer. Bu düşüş cinsel dürtüyü veya libidoyu azaltabilir, sperm üretimini engelleyebilir ve erektil disfonksiyon veya iktidarsızlığa neden olabilir.
*Üreme
Kronik stres sperm üretimini ve olgunlaşmasını olumsuz yönde etkileyerek hamile kalmaya çalışan çiftlerin zorlanmasına neden olabilir. Araştırmacılar, geçmiş yıllarda iki ya da daha fazla stresli olay yaşayan erkeklerin, sperm motilitesi (yüzme ya da hareket kabiliyeti) yüzdesinin ve spermlerin normal morfoloji (boyut ve şekil) yüzdesinin stresli yaşam olayları yaşamayan erkeklere göre daha düşük olduğunu bulmuşlardır.
*Üreme sistemi hastalıkları
Stres bağışıklık sistemini etkilediğinde vücut enfeksiyonlara karşı savunmasız hale gelebilir. Kronik stres ayrıca prostat ve testisler gibi erkek üreme organları için enfeksiyon riskini artırabilir.
Kadın üreme sistemine etkileri:
*Adet görme (menstruasyon)
Stres, ergen kızlar ve kadınlarda menstrüasyonu çeşitli şekillerde etkileyebilir. Örneğin, yüksek stres düzeyleri adet görmemeyle, düzensiz adet döngüsüyle, ağrılı adet görmeyle ve adet döngülerindeki uzunluğun değişmesiyle ilişkilendirilebilir.
*Cinsel istek
Kadınlar profesyonel, finansal, kişisel ve aile yaşamları boyunca geniş bir yelpazedeki diğer talepleri yerine getirmeye uğraşır. Stres (özellikle kadınlar eşzamanlı olarak küçük çocuklara veya diğer hasta aile üyelerine bakarken, kronik tıbbi problemlerle başa çıkarken, moralsiz hissederken, akrabalık ilişkilerinde zorluklar yaşarken, iş problemleriyle uğraşırken), dikkat dağılması, yorgunluk gibi durumlar cinsel isteği azaltabilir.
*Gebelik
Stres bir kadının üreme planlarını önemli ölçüde etkileyebilir. Stres, bir kadının hamile kalma yeteneğini, hamileliğinin sağlığını ve doğum sonrası uyumunu olumsuz yönde etkileyebilir. Depresyon, hamilelik ve doğum sonrası uyumun önde gelen komplikasyonudur. Aşırı stres, bu süre zarfında depresyon ve endişe geliştirme olasılığını arttırır. Annelik stresi cenin ve devam eden çocukluk gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir ve doğumdan sonraki haftalarda ve aylarda bebekle bağ kurmayı bozabilir.
*Adet öncesi sendromu (Premenstrüel sendrom)
Stres, adet öncesi semptomları daha da kötüleştirebilir veya başa çıkmayı zorlaştırabilir. Regl öncesi belirtiler birçok kadın için stresli olabilir. Bu belirtiler kramp, sıvı tutma ve şişkinlik, olumsuz ruh hali değişimlerini içerir.
*Menopoz
Menopoz yaklaştıkça hormon seviyeleri hızla dalgalanır. Bu değişiklikler anksiyete, duygudurum dalgalanmaları ve sıkıntı duyguları ile ilişkilidir. Bu nedenle menopoz kendi içinde bir stres olabilir. Menopozla ilişkili fiziksel değişikliklerden bazılarıyla, özellikle sıcak basmaları ile başa çıkmak zor olabilir. Duygusal stres, fiziksel semptomların daha da kötüleşmesine neden olabilir. Örneğin, daha endişeli olan kadınlar artan sayıda ve/veya daha şiddetli veya yoğun sıcak basması yaşayabilir.
*Üreme sistemi hastalıkları
Stres yüksek olduğunda herpes simpleks virüsü veya polikistik over sendromu gibi üreme sistemi hastalıkların semptomlarında alevlenme olasılığı artar. Üreme sistemi kanserlerinin teşhisi ve tedavisi önemli bir strese neden olabilir, bu da ek bir dikkat ve destek gerektirir.

Stres Yönetimi

Stresin sağlık üzerindeki etkileri hakkındaki bu son keşifler sizleri endişelendirmemelidir. Artık stres yanıtlarını azaltmak için etkili stratejiler hakkında daha fazla şey bilinmektedir. İnsanlar stresi yönetmeyi ve daha mutlu, daha sağlıklı yaşamlar kurmayı öğrenebilir. Buna aşağıdaki ipuçları ile başlanabilir:
*Düzenli olarak fiziksel egzersiz yapmak
*Yeterince dinlenmek ve uyumak
*Olumlu bir tutum izlemek
*Kontrol edemediğiniz olaylar olduğunu kabul etmek
*Agresifleşmek yerine kendine güvenmek, kızgın, savunmacı veya pasif olmak yerine duyguları, görüşleri veya inançları savunmak
*Gevşeme tekniklerini öğrenmek ve uygulamak, mesela meditasyon veya yogayı denemek
*Sağlıklı, dengeli yemekler yemek
*Zamanı daha verimli yönetmeyi öğrenmek
*Sınırlar koymak, hayattaki aşırı stres yaratacak isteklere hayır demek
*Hobiler ve ilgi alanları için zaman ayırmak
*Stresi azaltmak için alkole, uyuşturucuya ve takıntılı davranışlara güvenmemek
*Sosyal destek aramak, sevilen kişilerle yeterince vakit geçirmek
Bu yaklaşımların fiziksel ve zihinsel sağlık için önemli faydaları vardır ve sağlıklı bir yaşam tarzı için kritik yapı taşlarını oluşturur. Aşırı veya kronik bir stres yaşanıyorsa yardım ve destek alınmalıdır. Hayattaki stresle başa çıkmanın daha sağlıklı yollarını öğrenmek için, stres yönetimi veya biofeedback teknikleri konusunda eğitilmiş, lisanslı bir psikolog veya diğer ruh sağlığı uzmanları günlük yaşamı etkileyen zorluklarla ve stresle en iyi şekilde başa çıkılmasına yardımcı olacak yollar bulunmasına yardımcı olabilir.

Kaynakça:

https://www.apa.org
https://www.healthline.com

Yazar: Müşerref Özdaş

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This div height required for enabling the sticky sidebar
Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views : Ad Clicks : Ad Views :