Yapısalcılık (Structuralism): Yapısalcı inceleme bir metni kuran yapının incelenmesi, bir bütün oluşturan alt elemanlar arası ilişkilerin tespit edilmesi, bir cümle sayılan yapının öğelerinin bulunması demektir. Rus biçimciliğinin geliştirilmesiyle elde edilen bu eleştiri yöntemi de Ferdinand de Saussure’den etkilenmiştir. Edebi eser tamamlanmış bir yapıdır/dizgedir ve eseri oluşturan parçalar hem birbirileriyle hem de bütünle ilişkilidir. Bir bakıma edebi eseri oluşturan sistemi araştırmaktadırlar. Art-zamanlılığı değil, eşzamanlılığı esas almışlardır. Yüzey ve derin yapı kavramları çıkmaktadır. Yapısalcı yazın eleştirisinin temel hedefi yüzeydeki yapıda yansıyan somut verilerden (yazarın metni oluşturduğu ”söz”den) yola çıkarak metnin derin yapısını (oluşturduğu dizgeyi) kavramak ve metnin yüzeysel anlamından uzaklaşarak ”derin anlam”ına ulaşmaktır. Yüzey yapı tahkiye ve anlatı unsurunu, derin yapı ilişki ağı ve iş sistemini esas alır. İmgelerin anlamları birbiriyle kurdukları ilişkiye bağlı olarak kurulmaktadır. Yapısalcı yazın eleştirisi Saussure’un ”gösteren” ve ”gösterilen” arasında kurduğu ilişkiyi metne uyarlar ve bu ilişkinin anlaşılmasını zorlaştıran, anlamı kolayca saptanamayan ”örtük” (kapalı) göstergeleri çözmeyi amaçlar.
Postyapısalcılık (Yapısökümcülük/Dekonstriksiyon/ Poststructuralism): Todorov, Barthes, Levi-Stratuss, Derrida, Greimas temsilcileridir. Edebi eser yapısalcılıkta olduğu gibi bir yapı değil, sistemdir. Yazar, sistemi bozarak derinde yer alan yeni sistemi ortaya çıkarmaya çalışır. Batı’nın akıl merkezli görüşüne karşı çıkan Yapısökümcülük, söz-merkezciliği eleştirmiş, sözcükleştirilmemiş olanın metnin ruhu olduğunu belirtmiştir. Söz-merkezcilik metafizik bir doğrunun kabulüne dayandığı için dilin anlam üretmediğini, anlamın daha önce doğada var olduğunu belirtir ve doğayı dilden üstün tutar. Bu yüzden merkezsizlik görüşünü öne çıkarmışlardır. Merkezsizlik Batı modernleşmesine yöneltilen postmodern bir eleştiridir. Metni oluşturan sistemler, gösteren-gösterilen ilişkisine dayanır, ama yapısalcılıkta olduğu gibi gösteren ve gösterilen sabit, belirli ve değişmez bir anlama sahip değildir. Dinamik bir oluşa sahip olan bu ikilik, sonsuz bir zincir oluşturur ve bu zincir sürekli olarak bir başka gösteren ve gösterilene işarette bulunur. Yani gösterenin işaret ettiği gösterilenin bir başka varlığa işaret ettiği unutulmamalıdır. Bu yüzden gösterilen bir gösteren olur, başka bir varlığa işarette bulunur ve bu durum ilânihaye devam eder. Fark ve erteleme anlamına gelen “differance” terimi öne çıkar.

Kaynakça:
Berna Moran, Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, Cem Yayınevi
Tahsin Yücel, Yapısalcılık, Can Yayınevi

Yazar: Serpil Altunyay

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here